Mutlu Özsoy

Mutlu Özsoy
@MutluOzsoy
Madde ve Mana Arasında (YZ N.F.K Üslubu)
Madde ve Mana Arasında: Duvardaki Sır Sıva dökülmüş, makyaj akmış, yalan bitmişti... Karşımda, cemiyetin sahte suratı gibi parça parça dökülen bir duvar! Bu döküntülerin altından sırıtan o kan kırmızı tuğlalar, mevcudatın kaba etinden başka neydi? Bir yanda maddenin o çürümeye mahkûm, o kokuşmuş enkazı; diğer yanda ruhun bitmek bilmez, o yakıcı istifhamı... Şu sarı çerçeveli ayna! Küçük, dar, ama içine kâinatı sığdırmaya yeltenen bir cüret! O aynaya baktığımda gördüğüm, sadece traş edilecek bir surat mıydı, yoksa bir ömür boyu kaçtığım o büyük "Ben" mi? Ayna çatlak, ayna kirli; tıpkı nefs gibi... Ama o çirkinliğin ortasında, tuğlaların arasındaki o daracık raf üzerinde duran traş fırçası... İşte o, nizamın maddede tecellisidir! Kaosun ortasında dik duran bir elif gibi! Kirli bir dünyada, temizliğe niyet etmenin o muazzam ve mukaddes inadı! Musluktan akan o buz gibi su, parmaklarıma değil, doğrudan doğruya ruhumun karanlık dehlizlerine sızıyordu. Şıp şıp damlayan her damla, sanki zamanın nabzı: Geçti, geçti, geçti... Yan taraftaki yeşil sabun şişesi, bu harabenin ortasında sahte bir teselli, dünyevi bir oyuncak gibi durmaktaydı. Ben buradan çıkıp o bir dilim ekmeği bir yetime götürürken, aslında bir açın karnını doyurmaya değil, kendi ruhumun açlığını dindirmeye gidiyordum. Zira biliyordum ki; bu duvar yıkılacak, bu ayna kırılacak, bu su kesilecek; ama o "iyilik" dediğimiz sır, ötelerden bize göz kırpan yegâne hakikat olarak kalacaktı.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Viktor Hugo tarzında (YZ Hikayesi)Sefaletin Alnındaki Işık
Sefaletin Alnındaki Işık: Duvarın Destanı Bu duvar, Paris’in veya herhangi bir unutulmuş şehrin arka sokaklarında, tarihin kendi elleriyle kazıdığı bir hiyeroglif gibi duruyordu. Sıvalar, bir cüzamlının dökülen derisi gibi yerlere serilmiş; altından ise o korkunç, o muazzam ve o kanlı kırmızılık fırlamıştı: Tuğlalar. Bu tuğlalar, binanın iskeleti değil, insanlığın sabrının sınırlarıydı. Her bir çatlak, adaletsizliğin vurduğu bir kırbaç izi; her bir döküntü, bir yetimin sessiz çığlığıydı. O dökük duvarda asılı duran küçük, sarı çerçeveli ayna ise, bu karanlık okyanusun ortasında parlayan bir vicdan feneriydi. Ayna küçüktü ama içine sığdırdığı gökyüzü sonsuzdu. Jean Valjean’ın ruhuna benzeyen bu ayna, etrafındaki çürümeye inat, kendisine bakan sefilin yüzündeki o ilahi kıvılcımı yansıtıyordu. Tuğlaların arasındaki o daracık rafa yerleştirilmiş tıraş fırçası... İşte asıl mucize buradaydı! En derin yoksulluğun, en amansız kimsesizliğin ortasında bile insanın kendi onurunu koruma çabası! Bir adam, ekmeği yokken bile yüzündeki kiri temizlemek istiyorsa, o adamın ruhu henüz zincire vurulmamış demektir. O fırça, sefaletin karanlık yüzüne savrulan beyaz bir meydan okumaydı. Sabun şişesindeki o yeşil sıvı ise, balçığın ortasında biten tek bir çimen yaprağı gibi ümidi temsil ediyordu. Kader , bu duvarı yıkmak için asırlardır uğraşıyordu; fakat insan sevgisi, o dökülen sıvaların arasından filizlenip göğe yükselen bir sarmaşık gibi, yıkımı bir anıta dönüştürüyordu.
Yz kim gibi yazmış?
Duvardaki sıva döküntüleri, tıpkı irinli bir yaranın kabuk bağlaması gibi parça parça dökülüyordu. Kırmızı tuğlalar, bu harap gövdenin altından fırlayan çıplak et parçaları gibi bakıyordu insana. Ferit, elindeki tıraş fırçasını o nemli oyuğa yerleştirirken, parmak uçlarında soğuk bir ürperme hissetti. Bu, sadece rutubetin soğuğu değildi; bu, bir devrin, bir terbiyenin ve bir şahsiyetin kendi enkazı önündeki üşümesiydi. Sarı çerçeveli küçük ayna, karşısında duran bu adamı ikiye bölmüştü. Bir yanda modern hayatın mecbur kıldığı sinekaydı tıraşın yapay parlaklığı, diğer yanda ise bu dökük duvarın, bu paslı çeşmenin ve bu çürümüş dokunun temsil ettiği o amansız mazi... Sabun şişesinin içindeki yeşil sıvı, bu sefaletin ortasında bir batılılaşma özentisi gibi iğreti, bir o kadar da hastalıklı parlıyordu. Ferit, aynadaki yansımasına bakarken bir an için kendi yüzünün de o sıvalar gibi döküldüğünü sandı. "Ruhumun sıvası dökülüyor," diye düşündü. "İçimdeki tuğlalar birer birer açığa çıkıyor ve ben hâlâ bu dış yüzeyi, bu kabuğu düzeltmeye çalışıyorum." Çeşmeden akan suyun sesi, boş bir odada yankılanan öksürük sesine benziyordu. Kesik kesik, hırıltılı ve yorgun... Ferit, cebindeki birkaç kuruşun ağırlığını hissetti. Bu para, birazdan boyayacağı pabuçların, ezileceği sokakların bedeliydi. Ama içindeki o büyük boşluğu hangi bedel doldurabilirdi? Yetimlerin hakkını ayırırken duyduğu o garip huzur, aslında kendi ruhunun yetimliğine bir merhemdi. Sokağa adımını attığında, bir eliyle paltosunun yakasını kaldırdı. Arkasında bıraktığı o dökük duvar, artık bir yapı değil; Ferit’in içindeki o "eski" ile "yeni" arasındaki amansız kavganın sessiz ve kanlı meydanıydı.
1000Kitap
Zelzele Hanım ️
Hayat bu işte. Herşey bu kadar ah Bağırıp çağırıp söylen dur İstediğin kadar... Emir Can İğrek
*Seni seven Âhiretini düşünendir*🌹 Namaz kılman için yapılan ısrarı baskı sanma. Kıymetlerini bil. Çünkü dertleri senin ahiretindir.