Anne Porter'ın çeşitli varyasyonlarıyla Gılgamış Destanı'nı ele alan incelikli okuması, bu değişimi tüm çarpıcılığıyla gözler önüne seren örneklerden biridir. Önceki versiyonlarında Gılgamış'ın ruh eşi Enkidu, ekicilerle çobanların karışımından oluşmuş bir toplumu sembolize eden basit bir göçebeydi. Bin yıl sonraki versiyonlarında, hayvanlar arasında büyütülmüş ve insanlaşması için bir kadınla cinsel birleşme yaşaması gereken bir insan müsveddesi olarak betimlenmekteydi. Bir diğer deyişle Enkidu tahıl, ev veya kentlerin ne olduğunu ya da nasıl "diz çöküldüğünü" bilmeyen tehlikeli bir barbara dönüşür. Göreceğimiz üzere "sonraki" Enkidu, olgunlaşmış tarım devletine ait ideolojinin ürünüdür.
Bitkilerin evcilleştirilmesi ve kalıcı yerleşimlerle ilgili tartışmaların çoğu, üzerinde çok durmadan ilk insanların tek bir noktaya yerleşmeye can attıklarını varsaymaktadır. Bu varsayım, geçmişi haksız bir şekilde, konargöçer insanları ilkel kişiler olarak damgalayan tarım devletlerinin standart anlatısıyla okumaktır. "Toplumun yerleşik hayata geçme istenci" verili bir şeymiş gibi kabul edilememelidir.
Geleneksel anlatıda söylenenin aksine, Homo sapiens'in avcılık ve toplayıcılığı tarımdan, yani tarih öncesini tarihten ve vahşiliği uygarlıktan ayıran mukadder bir çizgiyi aştığı sihirli bir an kesinlikle olmamıştı.
Nüfus artışı, avlanacak vahşi protein kaynaklarının azalması ve toplanacak besleyici bitki örtüsünün tükenmesinin bir bileşimi ya da baskılar; insanları kullanabildikleri topraktan daha fazla kalori çıkarmak için isteksiz bir şekilde daha fazla çalışmaya zorlamış olmalıydı.
Pek çok kişi, İncil' de yer alan Adem ve Havva'nın cennetten kovulup zahmetli bir dünyaya atılmaları öyküsünü, günlerin angaryayla geçtiği bu yaşantıya geçişin metaforu olarak okumaktadır.
Anlaşılması kolay ekonomik mantığına karşın, köşeye sıkışma tezi en azından Mezopotamya ve Bereketli Hilal'de mevcut bulgularla uyumlu değildir. Ziraatın ilk olarak dara düşmüş toplayıcılar tarafından, etraflarındaki ortam nüfusu kaldırma kapasitesine ulaştığı anda benimsendiği düşünülür; oysa kıtlıktan çok bolluğun olduğu alanlarda ortaya çıkmış gibi görünmektedir.