Utanç ahlaki ve estetik değerlerle ve otoriteye ait yapılarla akraba ise, bu durumda utanç insanların oluşturduğu bir şeydir ve dolayısıyla belki de ortadan kaldırılabilir veya yeniden oluşturulabilir. Bununla beraber eğer utanç tiksinti veya acıma ile akraba ise kolaylıkla doğal bir unsur olduğunu, bizim bir parçamız olduğunu söyleyebiliriz.
Utanç, "kendimi görmek istediğim gibi veya başkalarının beni görmesini istediğim gibi göremiyorum" düşüncesiyle ilişkili olabilir. Diğer yandan suçluluk duygusu "olmam gerektiğini hissettiğim gibi olmayı gerçekte istemiyorum" düşüncesiyle ilişkili olabilir. Suçluluk duygusu bir protestonun, bir başarısızlıktan doğan utancın sonucudur; utancın olduğu yerde, ihlal edilmiş olan etik standartlara tartışmasız bir rıza vardır, ama suçluluk duygusunun olduğu yerde çiğnenmiş olan kurallarla ilgili şüpheler söz konusudur.
Oscar Wilde'a bir keresinde bir yemekte şöyle sorulmuştu: "Peki ama Bay Wilde, ahlakın önemli olduğunu düşünmüyor musunuz?" Wilde'ın cevabı şöyleydi: " Evet, ama önemin önemli olduğunu düşünmüyorum."
Ne istiyor olabileceğimize dair üstü kapalı işaretleri açıklamanın bir yolunu bulamayız veya bizden uzak tutuldukları için kaçırılmış durumdadırlar. Elbette bu noktada kültür devreye girer ve bize "muhtemelen şunu görüyor ve şunu istiyor olmalısın" diye söyler ve böylece bize bunların ne olduğunu keşfetme alanı bırakmaz.