Anne-babanın en temel görevi, çocuğu tanımak,çocuğun ne zaman nerede nasıl acı çektiğini mümkün mertebe anlamak ve bu acıda yanında olmaktır, çocuk bu acıyı çekmeye devam etse bile. Bize zarar veren, acı çekmek değildi. Acı çektiğimizi kimsenin bilmemesiydi.
Ben de hep şöyle derim: Babamın bu söylediği, sadece trafik için geçerli değil. Hayatta da böyle: Herkes her an her şeyi yapabilir. Ve kimin ne yapabileceği benim kontrolüm dışında. Ben sadece kendi eylemlerinden meselem. Yani bana düşen, benim sorumluluğumda olan, kim ne yaparsa yapsın orada benimle yapacağım.
Hep söylediğim gibi; sadece şu an olduğumuz insan değiliz, olma ihtimalimiz olan bütün ben'leri de içimizde taşıyoruz her an. Doğmuş ve doğamamış bütün ben'lerimizin toplamı aslında gerçek "ben". Depresyon, kaygı, erteleme gibi isimler verdiğimiz şeyler, aslında kendimizin yasını tutma biçimlerimiz. Doğmak istemiş ama doğamamış her ben'imizin yasını tutuyoruz. Olmak istemiş ama olamamış her potansiyelimizin.
Psikiyatrist Arnold Beisser'ın Gestalt psikolojiden mülhem bir sözü var:" Change occurs when one becomes what he is, not when he tries to become what he is not." Yani " Değişim, kişi olmadığı bir şey olmaya çalıştığında değil, zaten olduğu şeye dönüştüğünde yaşanır."
Her birimiz bir hazine potansiyeli olarak doğuyoruz ve o potansiyel bilinmek, görülmek, bu yolla açığa çıkmak ve kendisini gerçekleştirmek istiyor. Hazine olduğumuz bilindikçe hazine haline gelmekteyiz ve hazine olma durumumuz bu sayede salt potansiyel olmaktan çıkıp gerçeğe dönüştükçe ve gerçeğe dönüşebildiği ölçüde mutlu oluyoruz.