Anne demek yuva demekmiş. Kışın sıcacık çorba, yazın buz gibi limonata demekmiş. Anneler, beslenme çantasındaki reçelli ekmek, mavi önlüğün üzerindeki beyaz yakalarmış. Böyle anlatmıştı ablam. Doğruydu. Bizim sınıftaki Kürşat'ın annesi yoktu, hiç önlüğünde yaka olmazdı o yüzden. Ve beslenmesini hep kantinden alırdı.
Ben, her şey oldum. İtfaiyeci oldum; yangından kitapları değil, insanları kurtarıyorum. Avukat oldum; davaları değil, davamı savunuyorum. Mimar oldum; şehri değil, nesli imar ediyorum. Tamirciyim aynı zamanda, ruh tamircisi. Ve en sevdiğim; kitap yazmıyorum, kitap yetiştiriyorum hem de canlı kitap.