Nereye gittiğini biliyorsan, sadece bildiğin yerleri görürsün. Ama kaybolmussan, hiç bilmediğin yerler çıkar karşına, hic bilmediğin güzellikleri kesfedersin.
Hayat sadece bizim hakkımızda, sadece bizimle ilgili. Bizim mutluluğumuz, bizim beğenilmemiz, bizim başarımız, bizim rahatımız, bizim tatminimiz, kısacası, bizim benliğimiz. İçimizde kokusunu taşıdığımız tanrı, hayatimizin tamamen dışında kalmış sanki. Belki zorluk, sıkıntı ve hastalık anlarında ettigimiz birkac dua hariç.
Ve içimizdekini unutmamız yüzünden, kendimizi özel hissetmek için hep dıştaki şeylere ihtiyaç duyuyoruz. En başta başkalarına, onların begenisine ve bize onların begenisini getireceğine inandigimiz her türlü maddi şeye, bunun yanında, başarıya, güce, lükse üne.... Kısacası bize kendimizi farklı ve özel hissetirecek her şeye.
Ya bir kişi olacaktı tutkumuz, umutsuzca aşık olacaktık, ya da aşık olmayı bekleyecektik sabırla. Ya da bir yer olacaktı tutkumuz veya bir nesne. Ya işimizi tutku edinecektik ya da bir hedef belirleyecektik kendimize, tutkumuz o olacaktı. Ve aklımız değil, sadece ruhumuz bilecekti, bu tutkulara bir tek gerçi sevgiyi bulamadığımız icin sahip olduğumuzu.