Nagihan Gülmez

Nagihan Gülmez
@Nagihanglmz
Gabriel Metsu-Woman Eating, Known as ‘The Cat’s Breakfast’
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kendi özlerinin kökeni kendileri için karanlıkta kalmak zorunda olan bu bilimler böylesi bir hükmetmeye dair yetkiyi nereden alıyorlar? Bu bilimler, insanın konumunu belirlemeye ve kendilerini böylesi bir belirlemenin ölçüsü olarak ortaya koymaya dair hakkı nereden alıyorlar? Ama bu, ağacın karşısında duruyor oluşumuzun daha "ağaç" olarak adlandırdığımız şeye dair sadece ön-bilimsel manada kastedilen bir ilişki olduğunu sessiz sedasız kabullendiğimizde vuku buluyor bile. Hakikatte biz bugün bu çiçek açan ağaçtan, sözde daha yüksek fiziksel ve fizyolojik idrakler uğruna vazgeçmeye daha çok meyilliyiz.
Sayfa 57
Zira fizik, fizyoloji ve psikoloji bilimleri ve bilimsel felsefe, getirdikleri delillerin ve ispatların tüm gayretiyle bizim aslında bir ağacı algılamadığımızı, aksine gerçekte bir boşluğa serpiştirilmiş ve büyük bir hızla etrafta vızıldayan elektrik yükleri algıladığımızı açıkladıklarında her şeyi ansızın teslim edebiliriz. Elbette çiçek açan bir ağacın karşısında durduğumuzu sadece adeta bilimsel gözetimde olmayan anlar için itiraf edip, hemen sonrasında da aynı tabiilikle bu görüşün, ön-bilimsel olması sebebiyle nesnelerin naif bir kavrayışına işaret ettiğine teminat vermek yeterli değildir. Ancak bu teminat ile, kabulünün nerelere vardığını pek dikkate almadığımız bir şeyi kabul etmiş oluruz: Adı geçen bilimler aslında çiçek açan bir ağaçta neyin gerçek olarak geçerli olup neyin olmadığına dair hükmederler.
Sayfa 57
Buna şöyle karşılık verilmek istenebilir: Bizim yeryüzünde bulunduğumuz ve seçilen örneğe göre bir ağacın karşısında durduğumuz tüm dünya için gün gibi aşikar olduğundan dolayı herkesin hakkıyla hemen itiraf edebileceği bir hususa dair böylesi sorulara ne gerek var? Ancak biz bu itiraf ile fazla aceleci davranmayalım, bu gün gibi aşikar olanı fazla hafife almayalım.
Sayfa 57
Muhtemelen şimdi bu tasavvur etme olarak adlandırılana dair bazı şeyler de, bilincin sahası olarak tarif edilen ve ruhsal olarak telakki edilen yerde olup bitiyor. Fakat ağaç "bilincin içinde" mi duruyor, yoksa çayırda nu duruyor? Çayır yaşanmışlık olarak ruhta mu yoksa yayılmış olarak dünyada mı duruyor? Dünya bizim kafanuzda mı? Yoksa biz mi dünyanın üzerinde duruyoruz?
Sayfa 57