Sözcüklerin Anlamı, ilk bakışta sade ve akıcı bir anlatıya sahip olsa da alt metninde oldukça güçlü bir toplumsal sorgulama barındırıyor. Türkçe ezan plağı arayışı etrafında ilerleyen hikâye, yalnızca bir nesnenin peşine düşmeyi değil; hafızayı, kimliği ve kamusal alandaki görünürlüğü de tartışmaya açıyor.
Evlenmeden birlikte yaşayan bir çiftin karşılaştığı baskılar ve tehditler, özel hayatın ne kadar kolay kamusal yargının konusu hâline gelebildiğini gösteriyor. Yazar, doğrudan bir çatışma dili kurmadan; gündelik hayatın içinden, sıradan gibi görünen anlarla bu gerilimi hissettiriyor. Bugünün atmosferi düşünüldüğünde, romanın anlattıkları yalnızca geçmişe ait değil. Toplumsal baskının biçimi değişse de, bireyin alanını daraltma eğilimi sürüyor. Kitap, bunu slogan atmadan; sözcüklerin yükünü, suskunlukların ağırlığını göstererek yapıyor.
Sonuç olarak kitap, bireysel özgürlük ile toplumsal normlar arasındaki gerilimi incelikli bir dille ele alan; okuru rahatsız etmeden düşündüren, sade ama iz bırakan bir roman.