Efkârlı olduğu halde mutsuzluğunu gizleyebilecek yakınlarının neşesini yok etmeden onu kendi başına üstlenebilecek kadar kişilik sahibi olan tek bir insan gösterin bana! Bu efkâr, daha çok, kendi kişiliksizliğimizle ilgili içsel bir kaygı, kıskançlıkla iç içe aptalca bir kendini beğenmişliğin kışkırttığı bir aşağılık duygusu değil midir? Mutlu edemediğimiz insanların mutlu olduklarını görüyoruz ve buna dayanamıyoruz.
İnsan dış dünyayla yalnızca duyuları aracılığıyla ilişki kurabildiği ve insanın duyguları da yalnızca maddi uyarımları algılayabildiği için, madde olmayan hiçbir şeyi bilmiyordu. Saf akıl yoluyla madde dışı bir dünyanın varlığını kabul edebiliyor olsa da kıyaslama imkânından yoksun olduğu için bu dünyanın doğasını tahayyül etmesi mümkün değildi. İnsan yeni duyular geliştirmedikçe bu böyle olacaktı ama ileride yeni duyular geliştirmek tümüyle imkansız da değildi.