Tarifsiz olan aslında çocukluktur. Çocukluk, dil ve sözcük arasındaki farkın aşkın bir deneyimidir. Elbette bu kaynağı olan bir tecrübedir ama zavallı günümüz zamanlarında tıpkı ışığı sönmüş ateşböcekleri gibi yok
edilmiştir.
…”artık ne insanlar vardır" ne de bir canlı topluluğu. Yalnızca etrafa savrulan işaretler vardır ama artık değiş tokuş edilecek sinyaller yoktur. Artık arzulanacak hiçbir şey yoktur.
Ne görülmeye ne de umut etmeye değer hiçbir şey kalmamıştır. Parıltılar - yani "umudun parıltıları" - masumiyetin ölüme terk
edilmesiyle ortadan kaybolmuşlardır.
1975’te, ateşböcekleriyle ilgili metni yazmadan hemen önce, yönetmen günümüz toplumunun kalbinde insanlığın kayboluşuna dair trajik ve karanlık bir meselenin üzerine eğilir: Senden yalnızca etrafına bakmanı ve trajedinin farkına varmanı istiyorum. Peki nedir bu trajedi? Trajedi şudur, artık insanoğlu yok ve yalnızca birbirleriyle çatışan tekil makineler görüyoruz.