Arzu

Bediüzzaman’a göre, bütün İslâm âleminin ve özellikle Şark insanının üç tane büyük düşmanı vardı: Cehalet, zaruret (yoksulluk) ve ihtilaf… Cehalet beraberinde yoksulluğu getiriyordu. Yoksullukla sıkıntılara düşen insanlarda da kavgalar, çatışmalar ve ihtilaflar eksik olmuyordu. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet ve ittifak silahları ile mücadele edilmeliydi. Böylece marifet cehaleti, sanat zarureti, ittifak da ihtilafı mağlup edecekti.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sürüsüne bereket :) Eşler, cariyeler...
Bedirhan Paşa öldüğü zaman Osmanlı resmî kayıtları ve maaş tezkeresine göre dört nikâhlı eşi, çoğunluğu Yezidî Kürt aşiretlerinden olan 5 cariyesi, 21’i erkek ve 21’i kız olmak üzere 42 çocuğu hayattaydı.
“Nerede Müslüman bir bölge varsa, orada bir Amerikan okulunun veya bir başka Avrupa dinî cemaatinin okulunun bulunduğunu görüyoruz. Müslümanlar çocuklarını, dünyevî refah açısından yararlı olur ümidiyle buralara gönderiyorlar. Gençlik çağının heyecanlı dönemlerinde yabancı okullara giden Müslüman çocukları, bu okullarda tahsil hayatları boyunca İslâma ve temel esaslarına aykırı şeyler duyuyor veya yaşıyorlar. Kulaklar, babalarının inançlarına hakaret eden laflarla doluyor. Öğrenim çağı tamamlanmadan, kalpleri her çeşit İslâmî inançtan sıyrılıyor ve İslâm adı altında yeni bir nesil ortaya çıkıyor. Bununla da kalmayıp kendilerini kirleten şeyleri, söz ve fiilleriyle cemiyet içinde de yaymaya başlıyorlar.”
Kürtlerin içinde ancak yüzde on civarında Alevî-Şii nüfusunun bulunduğunu söyleyebiliriz. Alevî kökenli Kürtler, bu oranın çok daha fazla olduğunu ifade etmektedirler. Ancak bu iddialar doğru değildir.
Yavuz Sultan Selim’in vefatından sonra tahta oturan Kanunî Sultan Süleyman zamanında, Kürt beylerine verilen yetkiler arttırılmıştır. İçişlerinde tamamen serbest olan Kürdistan beylerine bir ferman gönderen Kanunî’nin fermanında şu hükümler bulunuyordu: “Sahip oldukları eyaletlerinin, ölümleri halinde eğer oğlu bir ise ona kalacak, birden fazla ise isteklerine uygun şekilde mülkler paylaşılacak, aralarında bir uzlaşma olmazsa Kürdistan Beylerinin münasip gördüğü şekilde paylaştırılacak, Bey varissiz bir şekilde ölmüşse, Kürdistan Beylerinin görüşüne uygun şekilde bu mülkler temlik edilecektir.”