Seher Nilüfer'e hep kırgındı. Doğduğundan beri kırgındı aslında. On dört yaşındayken bir kardeşi olacağını öğren- diğinde, evdeki herkes üzülürken Seher sevinmişti. Baba- sı dövmüştü annesini, hamile kaldı diye. Hamile bırakan kendisiydi aslında, biri birini dövecekse annesinin babasını dövmesi gerekirdi. Ama tersi olmuştu. Annesi de gelip dur- duk yere Seher'i dövmüştü. Ama işte illa biri birini dövecek- se Seher'in bu ikisini dövmesi daha münasip olurdu. Annesi menopoza girdiğini düşünerek doktora gitme ihtiyacı duy- mamış, bir terslik olduğunu fark ettiğinde de Nilüfer çok- tan dört aylık olmuştu. Erken fark etseler aldırırlardı. Al- dırmadılar, bebek doğdu ve Seher'in kucağına kondu. "Ab- lası bakar ona" dedi herkes. Kendisinden küçük olan iki er- kek kardeşleriyle de Seher ilgileniyordu zaten, bununla da ilgilenirdi. Bebek görmeye gelen herkesin dediği gibi "Do- ğan nasibiyle doğardı, bu da aradan çıkıp gider, nasıl büyü- düğünü bile anlamazlardı." Nilüfer nasibiyle geldi, nasibin-de annesinin logusayken düşmesi, ayağını ve kolunu kırma- sı, dört ay kımıldamadan yatması vardı. Etrafta bebeğe ve çocuklara bakabilecek başka yetişkin de olmadığından pi- yango Seher'e vurdu. Seher liseye yeni başlamıştı. Bunu yo- la yeni çıkmış da yol yakınken dönmesinin bir zararı olma- yacakmış gibi algıladı babası. Seher'i okuldan alıverdi. Li- se ikide olsaydı mesela, başlamışken bitirsin diye düşünür- lerdi. Bundan sonrası gün boyu hayat bilgisi dersiydi Seher için. Nilüfer'in nasıl büyüdüğünü Seher dışında kimse an- lamadı hakikaten. Nilüfer; Seher'in bütün haklarını bir el- mayı kemirir gibi aheste, iştahlı, oyalana oyalana ve ardın- dan kahverengi lekeler bırakarak yedi, bitirdi. Nilüfer oku- la başladığında Seher evlendirildi ve anneliğine kendi ço- cukları üzerinden devam etti. Seher'den küçük olan iki oğ- lan, askeri okulu yatılı kazandılar. Ev Nilüfer'e kaldı.