“Adil ve erdemli bir evrene, kişinin kendi kaderini kontrol ettiğine, eksiksiz bir benlik hissine ve süreklilik arz eden bir kişisel öyküye sahip olduğuna dair bir inancımız olmadığında, hayat bize anlamlı gelmez. Yaşamak sadece günü atlatmakla ilgili olan, anlamsız bir pratik hâline gelir. Travma etkisi altında olan kişiler, hayal kırıklığının çok ötesine geçen bir anlam krizi yaşarlar; bir çaresizlik boşluğuna dalarlar.”
“Hayatınızdaki her şey büzüşür ve küçülür — bunlara ilişkileriniz, duygularınız, duyumsamalarınız ve bedeniniz de dâhildir. Hayat alanınız güvenli kalma çabasıyla oldukça daralabilir.”
Çoğu zaman, reddedilen duygular ve anılar savunma kalkanımızı delmeye başladığında, bunlar ilk olarak rüyalarda ya da sanatsal çalışmalarda ortaya çıkarlar.
Ciddi travma deneyimlediğinizde, bazı parçalarınız hâlâ o geçmiş travmada donmuş olabilir ve sistem kapasitemizin bir kısmı da kullanılmıyordur. Bir parçanız burada ve bu anda değil, o zamanda ve o yerdedir.
Travmatik olaylar, bizden değerli bir şeyi çalan hırsızlar gibidir. Bu değerli şey kayıp bir çocukluk, sağlık, bazı hayallerimiz, güven ya da özgüven olabilir.