Nebileyim

Varolanların aksine Varlık, dikkati üzerinde toplaması zor ve akıldan çıkması kolay bir kavramdır. Ancak, belirli bir varolan diğerlerinden daha dikkat çekici bir Varlık’a sahiptir, o da bizzat benim çünkü bulutlardan ve kapılardan farklı olarak ben kendi Varlık’ı üzerine düşünen ve soru soran bir varolanım. Hatta halihazırda muğlak, yüzeysel ve kavramsal boyuta taşınmamış bir Varlık anlayışına sahip olduğum aşikardır. Aksi takdirde onun hakkında soru sormayı düşünmezdim. Bu anlayış beni ontolojik inceleme için en doğru başlangıç noktası yapar. Ben hem Varlık’ı sorgulanan hem de cevabı içinde bulunduran varlığım.
Sayfa 59·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sartre’a göre kendimizi zihnimizin içine, “panjurları kapalı sıcacık konforlu bir odaya” hapsetmeye kalkışırsak varolmaya devam edemeyiz. Konforlu bir evde yaşamıyoruz: o toz toprak kaplı yolda olmak, tam anlamıyla olduğumuz şeydir.
Sayfa 47·Kitabı okudu
Başka hiçbir şey, zihin kadar tümüyle bir şeyi içeren ya da bir şeye ilişkin olamaz: Bir kitap bile neye “ilişkin,” ne “hakkında” olduğunu yalnızca onu eline alıp inceleyen kişilere teşhir eder, aksi takdirde bir depolama aracından fazlası değildir.
Sayfa 45·Kitabı okudu
Bir fincan kahveyi layıkıyla betimlemenin sonu hiç gelmeyebilir. Yine de bu, özgürleştirici bir çabadır: Bize içinde yaşadığımız dünyayı geri verir. En çok da normalde felsefenin konusu olarak görmediğimiz şeylerde işe yarar: bir içecek, melankolik bir şarkı, bir araba yolculuğu, bir günbatımı, huzursuz bir ruh hali, bir kutu fotoğraf, bir can sıkıntısı anı… Kendi algımız etrafında şekillenmiş olmasına rağmen genelde soluduğumuz havadan daha fazla farkına varmadığımız kişisel dünyamızı tüm zenginliğiyle bize geri verir.
Sayfa 41·Kitabı okudu
Nietzsche, asıl ihtiyaç duyulan şeyin yüksek ahlak ya da teolojik idealler değil, son derece eleştirel bir kültürel tarih yazımı, yani bir “jeneoloji (soybilim) araştırması eşliğinde “Biz insanlar neden olduğumuz gibiyiz?” ve “Olduğumuz hale nasıl geldik? sorularını aydınlatmak olduğuna inanıyordu. Nietzsche’ye göre, tüm felsefi faaliyetleri psikolojinin veya tarihin bir biçimi olarak yeniden tanımlamak mümkündü. Nietzsche nesnel bir bilgi arayışı yürüttüğünü düşünen büyük filozofların yaptığı asıl şeyin istisnasız bir şekilde ”bir nevi istemsiz ve bilinçsiz bir otobiyografi” yazmak olduğuna inanıyordu. Nietzsche’ye göre kendi ahlakımızın soykütüğünü irdelemek bizi olduğumuzdan daha aşkın biri yapmazdı ama kendimiz hakkındaki yanılgılarımızı daha net görmemizi sağlar ve bizi daha etkin ve daha nüfuzlu, kendinden emin bir varoluşa taşırdı. Bu tabloda Tanrı’ya yer yoktur, çünkü Tanrı’yı icat eden insanlar aynı zamanda O’nu  öldürmüştür. Buradan sonra ne yapacağımız artık sadece bize kalmış durumdadır. Yapmamız gereken, inancın değil, hayatın kucağına atılmak ve yaşamımızı olduğu şekliyle, “Keşke bazı şeyler farklı olsaydı,” demeden, her anıyla olumlayarak ve başkalarına veya kaderimize kızıp küsmeden sürdürmektir. Nietzsche fikirlerini kendi yaşamında uygulama konusunda pek başarılı olamadı. Bunun sebebi cesaret edememesi değil, bedeninin ona ihanet etmesidir. Kırklı yaşlarında yakalandığı bir hastalık, muhtemelen frengi ya da bir beyin tümörü yüzünden akli melekeleri bozguna uğramıştır. 
Sayfa 20·Kitabı okudu