Nietzsche, asıl ihtiyaç duyulan şeyin yüksek ahlak ya da teolojik idealler değil, son derece eleştirel bir kültürel tarih yazımı, yani bir “jeneoloji (soybilim) araştırması eşliğinde “Biz insanlar neden olduğumuz gibiyiz?” ve “Olduğumuz hale nasıl geldik? sorularını aydınlatmak olduğuna inanıyordu. Nietzsche’ye göre, tüm felsefi faaliyetleri psikolojinin veya tarihin bir biçimi olarak yeniden tanımlamak mümkündü. Nietzsche nesnel bir bilgi arayışı yürüttüğünü düşünen büyük filozofların yaptığı asıl şeyin istisnasız bir şekilde ”bir nevi istemsiz ve bilinçsiz bir otobiyografi” yazmak olduğuna inanıyordu. Nietzsche’ye göre kendi ahlakımızın soykütüğünü irdelemek bizi olduğumuzdan daha aşkın biri yapmazdı ama kendimiz hakkındaki yanılgılarımızı daha net görmemizi sağlar ve bizi daha etkin ve daha nüfuzlu, kendinden emin bir varoluşa taşırdı.
Bu tabloda Tanrı’ya yer yoktur, çünkü Tanrı’yı icat eden insanlar aynı zamanda O’nu  öldürmüştür. Buradan sonra ne yapacağımız artık sadece bize kalmış durumdadır. Yapmamız gereken, inancın değil, hayatın kucağına atılmak ve yaşamımızı olduğu şekliyle, “Keşke bazı şeyler farklı olsaydı,” demeden, her anıyla olumlayarak ve başkalarına veya kaderimize kızıp küsmeden sürdürmektir. Nietzsche fikirlerini kendi yaşamında uygulama konusunda pek başarılı olamadı. Bunun sebebi cesaret edememesi değil, bedeninin ona ihanet etmesidir. Kırklı yaşlarında yakalandığı bir hastalık, muhtemelen frengi ya da bir beyin tümörü yüzünden akli melekeleri bozguna uğramıştır.