Sartre’ın düşüncesine göre, “insan olmanın” temelinde özgürlük yatıyordu ve insanı diğer tüm varlıklardan ayıran buydu. Diğer şeyler oldukları yerde duruyor, bir yerden bir yere itilip çekilmeyi bekliyordu. Sartre, insan olmayan hayvanların bile büyük ölçüde türlerine özgü içgüdü ve davranışlarla hareket ettiğine inanıyordu.
Sartre bu ilkeyi, kendi nazarında varoluşçuluğu tanımlayan dört kelimelik bir slogana dönüştürmüştür: “Varoluş özden önce gelir.” Kısalığıyla kolayca akılda yer eden ancak anlaşması güçleşen bu formül kabaca şu anlama gelir: Kendimi dünyaya atılmış bir şekilde bulduktan sonra, kendimin tanımını (doğamı ya da özümü) başka hiçbir nesne ve yaşam formunun yapamayacağı bir şekilde, kendim oluştururum. Bana bir etiket yapıştırıp beni tanımlayabileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü ben, her daim yapım aşamasındayım. Bilincimi kazandığım ilk andan ölümün gelip yok edişine kadar kendimi eylemlerimle sürekli yeniden yaratırım. İnsanlığın en temel niteliklerinden biri olan bu hal, Sartre’a göre “İnsanın olmanın” ta kendisidir. Beni ben yapan özgürlüğümdür: ne azı, ne daha fazlası.