Nebileyim

Hans Brochner
İnsanlara rahatsızlık vermek Kierkegaard için bir prensip meselesiydi. Kierkegaard, birini ata bindirdikten sonra atı ürkütüp hayvanın dört nala koşturmasına, acelesi olan birine binmesi için topallayan bir at vermeye ya da arabasına farklı hızlarda giden iki at bağlamaya, kısaca insanları, varoluş “tutkusu” derken ne demek istediğini anlamaya iten eylemlere bayıldığını yazar. Kierkegaard doğuştan kışkırtıcıdır.
Sayfa 18·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Prestijleri artar ve hayat düzen’e uyum sağlamaya zorlarken Sartre ve Beauvoir tavizsiz duruşlarını sağladılar. Geleneksel kalıplar içinde akademisyenlik yapmadılar. Geçimlerini lise öğretmenliği yaparak ve yürüttükleri bağımsız çalışmalarla sürdürdüler. Arkadaşları da onlar gibi yaptı: aralarından oyun yazarları, yayıncılar, muhabirler, editörler, deneme yazarları çıktı, pek azı üniversite düzeninin bir parçası haline geldi. Fransız Direniş Hareketi’ne sağladığı katkılardan dolayı 1945 yılında Legion d’honneur nişanına ve Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Sartre, yazarların çıkar ilişkileri ve dış etkenlerden bağımsız kalması gerekliliğini gerekçe göstererek bu resmi payeleri reddetti. Beauvoir da aynı sebepten 1982’de Legion d’honneur’ü reddetti. 1949’da François Mauriac, Sartre’ı Fransız Akademisi’ne (Academie française) aday gösterdi, ancak Sartre Akademi’yi reddetti.
Sayfa 15·Kitabı okudu
Sartre ve Beauvoir için yaşadıkları açık ilişki ferdi bir tertipten öteydi: felsefi bir tercihti. Özgürlük teorilerini yaşamak istiyorlardı. Burjuva tipi evlilik modelindeki katı cinsiyet rolleri, örtbas edilen sadakatsizlikler, mal mülk ve çocuk sahibi olmaya adanmışlık onlar için hiçbir şey ifade etmiyordu. Hiç çocukları olmadı, fazla eşyaları da. Hiç beraber yaşamadılar. Ancak birbirleriyle ilişkiler diğer tüm ilişkilerden hep daha önce geldi ve neredeyse her gün buluşup yan yana çalıştılar.
Sayfa 15·Kitabı okudu
Sartre’ın düşüncesine göre, “insan olmanın” temelinde özgürlük yatıyordu ve insanı diğer tüm varlıklardan ayıran buydu. Diğer şeyler oldukları yerde duruyor, bir yerden bir yere itilip çekilmeyi bekliyordu. Sartre, insan olmayan hayvanların bile büyük ölçüde türlerine özgü içgüdü ve davranışlarla hareket ettiğine inanıyordu. Sartre bu ilkeyi, kendi nazarında varoluşçuluğu tanımlayan dört kelimelik bir slogana dönüştürmüştür: “Varoluş özden önce gelir.” Kısalığıyla kolayca akılda yer eden ancak anlaşması güçleşen bu formül kabaca şu anlama gelir: Kendimi dünyaya atılmış bir şekilde bulduktan sonra, kendimin tanımını (doğamı ya da özümü) başka hiçbir nesne ve yaşam formunun yapamayacağı bir şekilde, kendim oluştururum. Bana bir etiket yapıştırıp beni tanımlayabileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü ben, her daim yapım aşamasındayım. Bilincimi kazandığım ilk andan ölümün gelip yok edişine kadar kendimi eylemlerimle sürekli yeniden yaratırım. İnsanlığın en temel niteliklerinden biri olan bu hal, Sartre’a göre “İnsanın olmanın” ta kendisidir. Beni ben yapan özgürlüğümdür: ne azı, ne daha fazlası.
Sayfa 6·Kitabı okudu

Nebileyim

, bir kitap okudu
Puan vermedi·544 syf.·
3 günde okudu
·
2025 43. kitabı
Ralph Ellison
7.7/10 · 180 okunma