Hiçbir zaman, namuslu, açıkyürekli olmaya çalıştığım zamankinden daha çok nefret etmemişlerdir benden. Ya da şimdi olduğu gibi, hakikat olduğunu hissettiğim şeyi dile getirmeye çalıştığım zamankinden daha çok. Hiç kimse mutlu olmuyor o zaman; ben bile. Öte yandan, hiçbir zaman, birisinin yanlış inanlarını “haklı göstermeye” ve “doğrulamaya” çalıştığım zamankinden çok sevilmemişimdir; ya da arkadaşlarıma, işitmeyi arzuladıkları yanlış, saçma cevapları vermeye çalıştığım zamankinden daha çok.
Kendim ne arzu ediyorsam onu yapacağım yerde, yalnızca benden beklenen şeyleri yapmaya çalışmakla neleri, ne çok şey yitirmiştim? Nasıl boş, nasıl anlamsızcasına boşa harcayıştı bu kendini! Peki ya o, sevmemeniz gerektiği için, sevmemek bir incelik ve eğitim belirtisi olarak görüldüğü için değil, tatsız bulduğunuz için gerçekten sevmediğiniz şeylere ne buyrulur? Canımı sıktı bu düşünce. Nasıl bilebilirdi insan? Bir seçim sorunuydu bu.