O beyazların gazeteleri, dergileri, radyoları, sözcüleri vardır kendi fikirlerini yayacak. Dünyanın bir yalan söylemesini istiyorlarsa, onu o kadar güzel söylerler ki, gerçek olur o ve ben onlara senin yalan söylediğini söylersem, sen gerçeği söylediğini ispat etsen bile onlar bütün dünyaya yayarlar senin yalan söylediğini. Çünkü onların duymak istedikleri cinsten bir yalandır bu…
Anlamak. Anlamak ne demek? Daha da kötüsü. Duygularıyla kavrıyor ama beyni çalışmıyor; kaçak var beyninde. Hiçbir şeyin anlamı yok. İçine alıyor ama hazmetmiyor.
Görülmeyen bir adamım ben. Yo, Edgar Allan Poe’nun peşini bırakmamış olan o hayaletlerden biri değilim; ne de o sizin Hollywood filmlerindeki dış plazmalardan biri. Ben, maddesi, eti-kemiği, lifleri, sıvıları olan bir insanım; hatta bir aklım olduğu da söylenebilir. Görülmezim, anlıyor musunuz, sırf insanlar beni görmek istemedikleri için görülmezim. Tıpkı sirklerde gördüğünüz bedensiz başlar gibi, sert, çarpıtıcı camdan yapılmış aynalar çevirmiş sanki etrafımı. Bana yaklaştıklarında yalnızca çevremdekileri, yani kendilerini, ya da hayallerinde uydurdukları şeyi görürler; her şeyi, en küçük şeyi görürler de beni görmezler.