Diziyi izlerken bir aşk hikâyesi görmedim ben.
Bir kadının duygusal olarak nasıl aç bırakıldığını gördüm. Seviliyor gibi durup aslında hiç görülmeyen bir kadının, yanında biri varken bile yalnız kalabildiğini…Hayatında yer verilmiş ama kalbinde hiç yer açılmamış olmanın insanı nasıl içten içe tükettiğini izledim. Çünkü bazen bir kadın terk edilmez;ama hiç seçilmez de. Orada olmakla, gerçekten istenmek arasında ne kadar büyük bir fark olduğunu gördüm. Birinin sana gelmesiyle, sana dönmesi arasındaki o uçurumu…Canı istediğinde yanında olan, yalnız kalınca seni hatırlayan, ama hiçbir zaman gerçekten duymayan bir sevginin insana verdiği o görünmez zararı izledim.
Duygusal olarak aç bırakılan bir kadın bir süre sonra sevgiyi değil, kırıntıları kabul etmeyi öğreniyor çünkü.Beklemeyi öğreniyor. Susmayı öğreniyor. İdare etmeyi öğreniyor. Ve en tehlikelisi;
bunun adına sabır demeyi öğreniyor.Ben o dizide bir adamın aşkını değil,bir kadının görülmediği için kendine verdiği zararları gördüm. Birinin hayatında yıllarca kalıp,yine de hiç var olmamış gibi hissedebilmenin en sessiz ama en yıkıcı halini…