Kişinin istediği şey, temel hayat ihtiyaçları değilse ve olmazsa da olur şeylerse, kişi o istediğini hayatına aldığı andan kısa bir sure sonra eski haline dönüyor. Yani böyle bir durumda mutsuzluğu ortaya çıkaran şey, arzu nesnesinin eksikliği değil kişinin içsel eksikliği oluyor.
Eğer ki beklediğin şey konusunda şu an aktif olarak yapacak bir şeyin yoksa, kapının önünde bekleyerek hayatını heba etmenin de bir anlamı yok. Sen yapman gerekeni yaparsın ve hayatının geri kalan kısmına odaklanirsin.
Artık geçmişteki olayların oyuncusu değil izleyicisisin. Kabullenmelisin, geçmişte böyle şeyler oldu, keşke olmasaydı ama oldu. Kabullenmen ve onu ıçeri alman, ona elveda demek için ilk adım. Kabullenmedigin bir şey kapıda bekleyecek, sen devamlı onunla zihinsel savaşa devam edeceksin.
Dünya için geçerli bir kural var, bir şey ne kadar kolay ulaşabilirse o kadar degersiz oluyor. Elde edilmesi kolay olmayan ve emek gerektiren şeyler her zaman daha değerli olarak algılanıyor. Sen insanları reddetmedikçe, kendi özel alanını korumadıkça istersen her şeyini ver, diğer insanlar bunu sen kolayca sunduğun için değersiz olarak algılayabiliyorlar. Halbuki sen ciddi zorluklar yaşayıp tavizler vermiş olabilirsin, karşı tarafa hayır demen gereken yerde evet diyerek.