Hatırşinas'ta oturmuş kediyi ne zaman gömeceğimi düşünüyorum. O kadar yorgunum ki gömmemek geliyor içimden. Oysa bunun mümkün olmadığını biliyorum, elbette gömeceğim; hepsi bahçemizde, hemen dibimizde yatıyorlar. binada geçen 50 senelik ömrümüzün son aylarında hâlâ toprağa verecek kedimiz var. hepsi kaderlerinden bihaber yeşilliklerin içindeler mutlular; ne zaman görsem hemen yanı başımdalar, büyük olasılıkla karınları hep aç. Hepimizin hayatı sona eriyor. Büyük, büyük 50 senelik ömür. Küçük toprak kazıları, aynı yere gömdüğümüz topraktan küçük kemikler çıkınca ne olduğunu anladığımız onlarca kedi... gusev, kara kızım, oğlum, ikinci oğlum, Dodi, KP ve daha nicesi.
Artık mahallemizde son vakitlerimiz. Yeni binalarda yeni insanlar ve bir sürü çocuk. Dünyaya yeni gelmiş olmanın sevinci, katıksız bir mutluluk ve seçeneklerin sonsuzluğu. dut ağaçlarından düşen murat'ın acısı, ya da futbol oynayamayan bacaklarım için bitmek bilmeyen plaj yolu, geceyi nezarethanede geçiren amca oğulları, zihnimde el ele verip süslenmiş on binlerce hatıra gözlerime, zihnime akıyor şimdi. Oysa kalkmalı ve kediyi almak için veterinere gitmeliyim. Sabah onu bulduğumda ağlıyordu, acısı biri körmüş gibi kısılmış gözlerinden belli oluyordu, hızlı hızlı soluk alıp veriyor ve itiraz ediyordu, sanki çok ama çok uzun zamandır dünyadaymış gibi tadına baktığı yetmişçesine gitmesi isteniyor dünyadan ve o, o küçücük bedeniyle, üzerinden koca bir araba lastiğinin geçip kırdığı belinin acısı ve ağrısıyla ağlıyor. Onu veterinere götürdüm ama fayda etmedi, sabah saati kimse yoktu çünkü. Kapıda 24 saat açık yazısı vardı ve ona güvenip zile bastım ama, kimse yoktu. Geldiklerinde de zaten yavru kedi ölmüştü.
Birazdan gömeceğim kediyi ve sadece biraz zaman geçsin diye gelip oturdum buraya. Her şeyin hatıraya