Müzehher

Müzehher
@Nergisli
Yani diyorsun ki; "Bilgelik hiçbir kötü tarafı olmayan bir insan olmak değil, kötü taraflarının olduğunu bilen ve bunu yönetebilen insan olmaktır!" Bu "O da insanmış, onun da eksikleri varmış," demenin insanı mütevazııaştıran hoş bir tarafı var. gerçekçi ve güçlü bir tanım oldu. Gerçek şu: Diğer insanların da benim gibi olduğunu bildiğimden hassas bir durumla karşılaştığımda, ''Aman Doğan, dikkat et!" diyorum, "Şu an içinde bulunduğun durumun farkında ol." Çünkü karşımdaki insanın doğasında kötülük yapabilecek bir güç var. "Farkına var bunun. Üstelik sen de kötülük yapabilecek birisin." Demek ki şu bakış açısı da önemli; "Karşıdakini kötü görüyorsun ama sen ne kadar iyisin? Sende yok mu o kötü gördüğün davranışın bir benzeri? Geçmişte belli durumlarda sen de aynısını yaptın. Şu anda da bu karşındaki insan yapıyor. Yargılama. Onun yerine bir bak bakalım bu durumu düzeltecek bir şey yapabilecek misin?" Ben artık böyle bir durumla karşılaştığımda, "Merhaba arkadaşım, görüyorum ki bunalmışsın, öfkelisin; besbelli ki biri hak etti o küfrü, senin için ne yapabileceğimi söyle," diyebilecek durumda hissediyorum kendimi. Her zaman değil ama çoğu kere. Neden? Çünkü anladım ki yaşam bir ekip işidir. Kader kısmet işte, bir bakıyorsun problem yaşadığım o adamla bir ekip oluşturmuşuz. "Senin yaptığın yanlış, böyle şey olur mu? Sana yakışmıyor," demek yerine, ''Aynı durumda olsan sen de yapardın aynı şeyi," diyebiliyorum kendime.
Reklam
"Neden zorluklar, hastalıklar, mutsuzluklar var?" sorusuyla başlamıştım düşünmeye. Zamanla insan olmanın sorumluluğunu anlayan birey olmanın, bir aile veya millet olmanın yolunun bu zorlukların üstesinden gelme azminde ve uğraşısında olduğunu açık seçik görmeye başladım. Ama çözemediğim ve cevabını bulamadığım konular hala var. Mesela savaşlarda, hastalıklarda, o zamanlarda en çok zarar görüp en çok acı çekenlerin masum çocuklar olmasının hikmetini anlayabilmiş değilim. Yani birçok yönlerden evirip çevirdim, düşündüm, kendime göre fikirler oluşturdum ama bir türlü tatmin edici bir yanıta ulaşamadım. Kafamda adil ve bireysel sorumluluğun olduğu, kul hakkının kutsal olduğu bir evren inşa ederken çözemediğim bir durum bu. Tabii düşünmeye devam ediyorum; "Belki," diyorum, "o masum çocuğu seven anne babaların ve toplumun neler öğrenmesi gerektiğiyle ilgili alınması gereken dersler vardır." Ama sonuç itibariyle ıstırap çeken, inim inim inleyen bir çocuğun olması beni hala düşündürüyor ve bu konuda bir çıkış yolu, bir yanıt bulamıyorum. Aynı hissi hayvanları işin içerisine kattığım zaman da yaşıyorum.
Bu hususta uzun vadeli bir başarı için sorumluluğumuzu etki alanımız içinde görmemiz gerekir. Öfke doluyuz. İlk yapılması gereken şey öfkemizi tanımak ve onun bize söylemek istediğini anlamaktır. Öfkeden kurtulmak değil, öfkenin söylemek istediğini anlamak ve üzerinde düşünüp farkına varmak. Farkına varabilmek için de kişinin ara sıra bir adım geri atıp dışarıdan bir gözle kendine bakabilecek bir varoluşa ulaşması gerekir.
orada artık önemli olan, hedef diye konan şe- ye ulaşıp ulaşmamak değil; o hedefe giden yolda doğru adımlarla, doğru niyetle yürüyüp yürümediğin. Öyle değil mi? Evet, yaşamak da bu zaten. "Yaşadım be!" diyebilmenin altında bu yatıyor. "Şükürler olsun, yaşadım!" İşte bu duyguya ulaştığın zaman biyolojin sağlıklı çalışır, aklın kıvraklaşır, kapasiten artar, ilişkilerin yoluna girer.
Bir kişinin niyetinin saflığı, niyetinin kaynağını olduğu gibi kabul etmekten ve onu dürüstlükle yaşamaktan geçer. Çocuklarda bunu açık seçik görürsün. Açım diyorsa, açtır. Ama biri aç olmadığı halde açım diyerek senden para almaya çalışıyorsa orada saflık yoktur. Açsam açım diyebilmek, yalnızsam yalnızım diyebilmek ama bunu başkasının ekmeğine ya da ilişkilerine saygılı olarak yapmak. Yani "biz" ilişkilerine saygılı olmak. Ayrıca inancın olmadığı halde inanıyor gibi konuşup davranarak, inanç ve değerlerinin kaynağı olan aşkınlığı açlığını ya da yalnızlığını gidermek için araç olarak kullanırsan, niyetin saflığı ortadan kalkar.
Reklam