Hayatın Heimlich Manevrası
İnsan bazen nefes almayı unutur.
Hayatın olağan akışı içinde değil; tam da en sıradan bir anda. Bir söz boğazına takılır, bir veda göğsünde sertleşir, bir hayal kursağında kalır. Dışarıdan bakıldığında yürüyorsundur, konuşuyorsundur, hatta gülüyorsundur. Ama içeride bir şey, hava yolunu tıkamıştır.
İşte o anlarda hayat, beklemediğimiz bir yerden arkamıza geçer ve bir Heimlich manevrası yapar.
Sarsar.
Can yakar.
Hazırlıksız yakalar.
Bir iş kaybı, bir ayrılık, bir dost ihaneti, bir başarısızlık, bir yalnızlık gecesi… Hepsi göğsümüzün altına yerleşen sert bir baskı gibidir. İlk refleksimiz öfkedir çoğu zaman. “Neden şimdi?” deriz. “Neden ben?” Boğulurken kim teşekkür edebilir ki kendisini sarsana?
Oysa hayatın amacı incitmek değil; nefes yolunu açmaktır.
İnsanın içine takılan şey çoğu zaman bir insan değildir. Bir beklentidir. Bir ihtimaldir. Bir “olmalıydı”dır. Yutamadığımız, sindiremediğimiz ama bırakmaya da yanaşmadığımız bir parçadır. Zamanla büyür, sertleşir ve nefesimizi daraltır. Biz onu sevgi zannederiz, sadakat zannederiz, sabır zannederiz. Oysa o, kalbimizin hava yoluna kaçmış bir ısrardır.
Hayat bunu görür.
Biz göremeyiz.
Ve tam artık alıştık sandığımız anda, bir darbe gelir. O darbe kötü görünür. Sarsıcıdır. İtibarsızlaştırır. Planları dağıtır. Düzeni bozar. Ama o baskı sayesinde içimizdeki o yabancı cisim dışarı fırlar.
Bir anda derin bir nefes gelir.
Ağlayarak.
Titreyerek.