Yaşarken dünyadaki birtakım şeyleri değiştirmeye çalışmak akılsızlıktı. Her şey yeterince kötüydü, insan burnunu sokmasa bile. Yüreğiyle aklının kınadığı her şeyi aceleyle savunuyordu: Babamı, evliliği, kapitalizmi. Çünkü yanlışlık kurumlarda değil, varlığımızın derinliklerindeydi.
Beşikte yüzü solgun, gözleri kapalı bir bebek vardı. Kırmızı taşlara, çıplak duvarlara, gaz ocağına baktım. Ağlamaya başladım. Ağlıyordum. Annem konuşuyordu. Bebek ölü yatıyordu. Kumbaramı boşaltmam, annemin gecelerce uyumaması boşunaydı: Hep böyle ölü kalacaktı.