Kralın o günü avlanarak geçirip saraya döner dönmez doğruca yattığını söylemeye gerek yok. Haber, ancak ertesi sabah ona iletildiğinde o meşhur konuşma gerçekleşti: “İsyan mı bu?” diye sordu mahmur gözlerle Dük de la Rochefoucauld’a. “Hayır, efendim,” diye yanıtladı dük, “bu bir ihtilal.”
Camille Desmoulins adında genç bir avukat, Palais- Royal’in dışında halkı silahlanmaya ve barikatlara çağırmaktaydı. Bir kestane yaprağından üstünkörü bir kokart yapıverip şapkasının kenarına sıkıştırdı. Bu, birden sembolleşti. O andan itibaren sokakta tükürük yağmuruna boğulmadan yürümek isteyen tüm vatandaşlar bu kokartlardan takmak zorunda kalıyorlardı.
Sınıflar Meclisi başarısızlığa mahkumdu; konumu yüzünden en başta mahkumdu. Kral, bölgedeki ormanlarda avlanmaya devam etmekte kararlıydı; anlaşıldığı kadarıyla ne onun ne de bir başkasının aklına, Versailles’da yaklaşık bin temsilciye kalacak yer bulmanın imkansızlığı ya da üçüncü sınıfın görecekleri saray hayatı karşısında şok yaşayıp çileden çıkacağı gelmemişti. Bu sınıftakiler bir de aşağılanmışlardı: Onlara siyah kıyafetler giymeleri talimatı verilmişti; bu nedenle din adamlarının kıyafetleri ve aristokratların göz kamaştıran ipekli, kadifeden elbiseleri yanında kelimenin tam anlamıyla gölgede kalmışlardı. Üstüne üstlük kendilerini kraldan çok uzakta, ayrı bir kafese kapatılmış bulmuşlardı.