Bir hikaye vardır, Michelangelo Papa Julius’un dört metrelik bronz heykelini yaparken heykelin sol eline bir kitap koymayı önerince Julius, “Hayır, kılıç koy, çünkü ben alim değilim!” demiş. Papa’nın dediği hakikaten doğruydu; gerçekten de her açıdan tam bir askerdi. Aşağı yukarı beş asırdan beri hiçbir Papa, bir ordunun başında savaşa girmemişti.
Savaşın ortadan kalkmasıyla Fransa giderek büyüdü. 1440’a gelindiğinde, hatta belki biraz daha öncesinde, Kral VII. Charles, Avrupa’nın en etkili hükümdarı olmuştu. “O, krallar kralıdır.” diye yazmıştı Venedik Doç’u, “onsuz hiçbir şey mümkün değildir.”
Louis’nin içindeki Hıristiyanlık ateşini tatmin etmeye Sainte- Chapelle bile yetmemişti. Yapılacak bir Haçlı seferi daha vardı. Sekizinci Haçlı Seferi bizzat onun fikriydi. Felaketle ve nihayetinde kendi esaretiyle sonuçlanan yedincisinin acısı içine dert olmaya devam ediyordu; yirmi yıl sonra, 1267’de, elli dördünü devirmişken kutsal topraklarda Hıristiyan hakimiyetini tekrar kurmak için bir teşebbüste daha bulunmaya karar verdi.