Kitabın distopik dünyası insanı karanlık bir geleceğin beklediğini düşündürüp umutsuzluğa sürüklese de gerçekleri göstermek için bir ayna niteliğinde.
1948 yılında yazılan kitabın tüketim toplumu haline gelişimizi, duygularımızı kaybetmemizi, herkesin fabrikadan çıkmış gibi tek tip ve tek düşüncede oluşunu kısacası insani özelliklerimizi kaybedişimizi daha o tarihte görüp yazması yazarın ileri görüşlülüğünü ortaya koyuyor. “ Matbaanın bulunması kamuoyunu yönlendirmeyi kolaylaştırdı, sinema ve radyo bu süreci daha da güçlendirdi. Televizyonun gelişmesiyle ve aynı aygıtın hem alıcı hem de verici olarak kullanılmasını olanaklı kılan teknolojik ilerlemeyle birlikte, özel yaşam ortadan kalktı.”
Yapay depremler, insanları her an izleyen tele-ekranlar, düşünce polisi, sözcük dağarcığının zayıflatılması gibi insanın düşünmesini ve düşündüklerini söze dökmesini engelleyen, iktidarın karşıkonulamaz gücüne direnen bireyleri sindiren sistemin bir parçası haline gelişimizi anlatarak olaylara biraz karikatürize bakmamızı sağlıyor.
İyi okumalar dilerim.