Derya

Puan vermedi·320 syf.··
2026 4. kitabı
Kötülüğün Sıradanlığı, Hannah Arendt’in Adolf Eichmann davası üzerinden kötülük kavramını alışılagelmiş tanımların dışına taşıdığı önemli bir eserdir. Kitapta Eichmann’ın Arjantin’den İsrail’e getirilme süreci, Avrupa’daki Yahudi tehciri ve bu süreçte etkin rol almış kişilerin dava süreci ile tanıklıkları ele alınır. Adolf Eichmann, binlerce Yahudi’nin tehcir edilmesini organize etmiş bir bürokrattır. Dava sürecinde psikiyatristler tarafından “normal” olarak değerlendirilmesi, okuyucuda kaçınılmaz bir soru uyandırır: Nasıl olur da böylesine büyük bir yok oluşta rol oynayan biri sıradan bir insan olabilir? Arendt tam da bu noktada kötülüğün kaynağını, nefret ya da patolojik bir sapkınlıkta değil; bürokratik itaatte ve kişinin kendi eylemlerinin ahlaki anlamını sorgulamamasında bulur. Eichmann, düşünmeyen, verilen emirleri yerine getiren ve sorumluluğu sistemin geneline yayan bir figürdür. Bu yaklaşım, Milgram ve Zimbardo’nun deneylerinde ortaya konan sonuçlarla da örtüşür. Uygun koşullar sağlandığında, sıradan bireylerin ciddi zararlar verebileceği görülür. Bu bağlamda Arendt’e göre kötülüğün asıl kaynağı çoğu zaman bilinçli kötücüllük değil, düşüncesizlik ve ihmaldir. Belki de en büyük fail olma hâli, tam olarak burada ortaya çıkar.
Kötülüğün SıradanlığıHannah Arendt · Metis Yayınları · 2022991 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·728 syf.··
2026 3. kitabı
Hayatımda okuduğum en etkileyici romanlardan biri olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. İflah Olmaz Optimistler Kulübü, sadece bir roman değil; okurken insanın içine işleyen, bitirdikten sonra uzun süre etkisinden çıkamadığı bir hikâye. 1959 yılında, 12 yaşındaki Michel’in Balto adlı bir kafenin arka odasında tanıştığı mültecilerle kurduğu ilişki üzerinden ilerleyen roman; aynı zamanda onun ailesini, aile içi çatışmalarını, arkadaşlıklarını, Cezayir Savaşı’nı ve ilk aşkını anlatıyor. Michel’in çocuk dünyasından bakarak anlatılan bu hikâye, zamanla büyüyen bir bilincin ve farkındalığın hikâyesine dönüşüyor. Komünist rejim yüzünden geçmişlerini, sevdiklerini ve kimliklerini geride bırakmak zorunda kalan Balto’nun “iflah olmaz iyimserleri”, Fransa’da yeniden bir hayat kurmaya çalışıyor. Onların hikâyelerini okurken, sistemlerin insanları nasıl birer piyona dönüştürdüğünü ve işleri bittiğinde ya da çıkarlarına uygun davranmadıklarında nasıl kolayca oyun dışına itildiklerini daha iyi anlıyoruz. Yazar bunu satranç metaforu üzerinden öyle güçlü anlatıyor ki, satranç artık sadece bir oyun olmaktan çıkıyor; hayatın kendisine dönüşüyor. Balto’da satranç oynamayı bilmeyen tek kişi Michel. Çünkü Michel masumiyeti temsil ediyor. Oyunun kurallarını henüz bilmeyen, strateji kurmayan, nerede hangi hamleyi yapacağını kestiremeyen bir çocuk o. Ama kulüp üyeleri sayesinde satrancı öğrenirken, aslında hayatı da öğreniyor. Onun büyüme sürecini izlemek dokunaklıdır; fakat insanı asıl derinden sarsan yabancısı oldukları bir ülkede tüm geçmişlerini kaybeden ve birbirlerinden başka kimsesi olmayan bu insanların her zaman tarihin arka odalarında gözden ırak bir yaşama mecbur olmaları. Bu kitabı benim için özel kılan şey sadece konusu değil; karakterlerin derinliği, tarihsel olayların yalın
İflah Olmaz Optimistler KulübüJean-Michel Guenassia · Pegasus Yayınları · 2017208 okunma