“Peter diğer çocuklar gibi değildi ama en nihayetinde o da korkmuştu. Bir deniz nasıl dalgalanırsa bedeninden de öyle bir ürperti geçti. Ama denizde bir çalkantı diğerini takip eder ve sonunda yüzlerce dalga olur...”
- J. M. Barrie, Peter Pan *
Artık biliyordum.
Mecazi anlamda, yıldızlar gün ışığında var olamazlardı.
Bu da demek oluyordu ki, güneş doğduğunda tekrar yerin altına inmek zorunda kalacaktım.
Artık bununla bir sorunum yoktu.
Hatta bunu dört gözle bekliyordum.
En güzel şeyler karanlıkta olurdu, tabii onu dengeleyecek ışık varsa.
Her şeyini kaybetmiş bir adam, az biraz da olsa bir şeyleri olan bir canavarla savaşamaz.
Panı zorla suya batırırken onu sıkıca tuttum. Benden güçlü değildi. Gölgesi olmadan ve yenilgi damarlarına sızıp bedenine enfeksiyon gibi yayılmışken değildi.
Çırpındı. Etrafımıza su sıçradı. Tutunmak için çabalarken tırnakları etime batıyordu.
Hayatta olduğu son ânı yakaladım; gözlerinin suyun ardından beni aradığı, ağzının açılıp suyun içeri dolduğu ve vücudunun son bir kez sarsıldığı...
“Sanırım lagün beni uyarmaya çalıştı,” dedi Pan. “Sanırım onu dinlemedim.”
“Geçmişe bakmak, zamanın kazandığı ve senin kaybettiğin bir sıfır toplamlı oyundur. Her zaman.”
Pan sigarayı bitirip yanan izmariti soğuk kuma gömdü.
“Gölgemi geri kazandığımda her şeyin yeniden yoluna gireceğini düşünmüştüm.”
“Hayır,” dedim ona. “Kolay olacağını sandın. Gelecekte sorunlarının yok olacağı bir noktaya varacağını sandın. Bu bir tuzak, Peter Pan. Uzun bir hayat yaşadım ve çok şey gördüm.
Seni temin ederim ki, sorunsuz bir gelecek yok. Şüphelerinin ortadan kalkacağı bir an yok. Zorlukların yok olacağı bir an yok. Her şeyin kolay olacağı bir an yok.
“Gelecekte sevdiğin bir şey kırıldığında ya da seni terk ettiğinde şurasının” -göğsüme vurdum- “ sızlamayacağı bir an yok. Sadece şu an ve şu anda ne yapacağın var.”