Yaşayanın dudakları, yaşatmaya emanet verildi. Ama hayat,
"öpücüğü" umursamıyordu. Geri gelmeye niyeti yoktu. Gün mutlu değil korkunç sonlu masalların günüydü. Çocuğun biri içinden Pamuk Prenses'e küfretti. Hani öpünce uyanılıyordu?
"O" uyansaydı önce ona ismini soracak sonra da yüzmeyi öğretecekti çocuk. Bir yararı olacakmış gibi "o"nun alması gereken nefesi ciğerleri yanana dek içine çekti.
İşte tam da o dakikalardı.
Şarkılar da didişmeye başlamış, tüm cayırtı zirveye ulaşmış ikinci biralar açılmış, yüzlerce kahkaha yüzlerce biçimde çınla mış, hayat kendi rolünü oynayıp hiç bitmeyeceğine herkesi
inandırmıştı ki "o" öldü.
Yüzüm kızarıyor yine
Gözlerim kapanıyor, içim geçiyor uykusuzluktan
İşte ezan
Güneş batınca herkes uyur
Ben en son
Sonra bir daha ve bir daha
Öfkeli değilim ne tuhaf
Insan kusurlarına alıştığı zaman barışıyor savaşlarıyla
Can düşmanıyım kendimin
En sempatik, en centilmen düşmanım yine kendim
Canım kendim
Canım benim
Yat zıbar artık
Gün ağarıyor...
Durdur şu zamanı yıldızlara bölelim
Kapatma gözlerini
Doğmasın güneş
Upuzun bir gece olsun yaşamak
Daha sıkı sarıl bana
Sonsuza dek sürsün zaman eğrisinde yasaklı bu kaçamak