Okuma tecrübem arttıkça, çizgi romanlara olan merakımın da giderek büyüdüğünü fark ediyorum. Artık okumaktan büyük keyif aldığım bir tür hâline geldi. Bu kez yolum, Timothé Le Boucher’in Kaybolan O Günler adlı çizgi romanıyla kesişti. Hikâye, sıradan bir hayatın içindeki görünmez çatlakları anlatırken bizi dissosiyatif kimlik bozukluğunun karmaşık dünyasına götürüyor.
Başkarakterimiz Lubin bir akrobattır ve bir gün gösteri sırasında geçirdiği kaza, tüm hayatını geri dönülmez biçimde değiştirir. Her sabah uyandığında bir önceki günü hatırlamaz. Bir kimliğin kendi içine kıvrıldığı, hafızanın ve benliğin bulanıklaştığı karanlık bir labirentte, insanın geçmişine ve bilinçaltına duyduğu korkunun yankıları duyulur. Belleğin güvenilmezliği, kimliğin değişkenliği ve “ben” dediğimiz şeyin ne kadar kırılgan olduğu, çizimlerle adeta somut bir hâl alır.
Psikolojik gerilimin yüksek olduğu, merak duygusunu sürekli canlı tutan, son derece sürükleyici bir metin. Çok sevdim.
Can Bonomo’nun ilk romanı Ateşli Silahlar ve Bilardo, tam anlamıyla mahallede anlatılan bir hikâyeyi dinliyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Karakterlerin sıradanlığı ve olay örgüsündeki küçük absürtlükler, okurken hem merak uyandırıyor hem de eğlendiriyor. Bazı yerlerde “Ne oldu şimdi burada?” diye düşündüğüm kopukluklar olsa da, kitabın sürükleyici temposu bu eksiklikleri fazla hissettirmiyor.
Kitap, edebi bir derinlik arayanlardan çok, keyifli ve akıcı bir okuma arayanlara hitap ediyor. Özellikle kafa dağıtmak isteyenler ya da okuma alışkanlığı kazanmak isteyenler için bence çok güzel bir seçenek. Hem eğlenceli hem de bir oturuşta okunabilecek bir roman.