Eğer gençliğin ruhunu tarım yapılmayan bir tarla gibi kendi haline bırakırsanız, orada yabani otlar ve dikenler biter. Anne ve babalar da çocuklarının kalplerini ve beyinlerini işlemeden kendi hallerine bırakırlarsa, orada da istenmeyen huy ve davranışlar baş gösterir.
Finlandiya'da insanlar hür oldukları için, istedikleri zaman, diledikleri yerde şarkı söylemek, çalgı çalmak gibi hakları olduğunu düşünmez. Fransa'da bile insan yazın sokak gürültüsünden uyuyamaz. ‘Bataklıklar ülkesinde’ insanlar daha çok başkalarının hak ve hürriyetlerini düşünür. Orada hürriyetin değeri yüksektir ama olur olmaz bahanelerle başkalarına tatsızlık vermek anlamına gelmez.”
Milletlerin kaderini tayin eden ve huzur ve refaha doğru yol almasını sağlayan hadise “milli uyanış” olarak ifade bulur. Milli uyanışa giden yol ise yüksek ahlak, çok çalışmak ve üretmekten geçer ki bu ancak sağlam temellere dayanan bir eğitimle mümkündür.
Eğitim sistemini sağlam temeller üzerine inşa edemeyen toplumların kaderi ne yazık ki hüsrandır. Fertlerinin çalışmadan, üretmeden refah içinde yaşamanın yollarını aradığı [genellikle de bulduğu] toplumlar, özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını kaybetmekle yüz yüze kalırlar.