Şöyle söyle, üzülen o din kardaşlarıma:
Sanmayınız ki, sakın, ben ölmüşüm gerçekten,
Vallahi siz de kaçın, buna ölüm demekten.
Ben sadrın içindeyim, bu cesed ise bana,
Ev gibi, gömlek gibi örtü olmuştu, cana!
Ben bir inciyim, örtüm, hicabım bir sadeftir,
Sübhân ile ülfetim, beni beri etmiştir.
Ben bir serçeyim ve bu beden benim kafesim,
Ben uçtum o kafesten, rehin kaldı bedenim.
Beni tahlîs eyliyen Rabbime hamd ederim,
Bana yüksekte makam verene hamd ederim.
Bu sabah aranızda bir ölü gibi idim,
Ve bir müddet yaşadım ve sonra kefen giydim.
Levh’de durup, okurum yazılı olanları,
Ve bütün nidâları; görüp yaklaşmaları.
Anlayınız sırrımı onda bir haber vardır,
Ve bilin ki sözümün altındaki ma’nâdır.
İşte rihlet eyledim, arkada sizi bıraktım.
Dünyâdaki yurdumu, hayâlimden çıkardım.
Sakın sanmayınız ki, ölüm, dâim ölmektir,
Biliniz ki hayattır ve ne yüksek gayedir.
Sanmayın ölüm, azâb, şiddet, elem çekmektir,
O sâdece bir evden, başka eve geçmektir.
Azığınızı alın ve yola hazırlanın,
Eğer aklınız varsa, başka şeye kanmayın!
Ben kendim nasıl isem, sizi öyle bilirim,
İ’tikâdımca size, hep kendim gibi derim.
Aslında hepimizin unsuru birdir bizim,
Böyle toplandığını görürüz cismimizin.
Bana rahmet okuyun, rahmet olunasınız,