Bir anne ile evladın ilişkisine bakıp bunu rahatça anlayabiliriz. Çocuk devamlı annesiyle bir ünsiyet hâlinde olduğu için ona alışır, bağlanır. Ondan beslendiği için diğer bütün besinleri reddeder. Ve en önemlisi annesi dışında herkesi reddeder. Hele duygusal bir ihtiyacı karşısında annesi ona yönelmezse ortalığı birbirine katar. Ancak annesinin sinesinde huzur bulur. Bizler de işte Rabbimizin dergâhından kopup, bu dünya zindanına bir süreliğine geldik. Duygusal bir ihtiyacımız olduğunda çıldırıp kendimizi yerden yere vurmamız aslında Rabbimizi özleyen ruhun tepkisi. Biz, bizi oyalayacak şeylerle ancak birkaç gün oyalanabiliyoruz sonrası yine yıkım, özlemek. İşte bu duygusal boşlukta, Rabbini aşırı özlemede, kalbi huzura kavuşturan tek şey yine onun adını sayıklamak. Zira çocuk ağladığında, konuşmayı bilmese bile ağlayışındaki nağmede yine anne der.
Hem şaşkın bir yabancıydım bu dünyaya hem de sanki her şeyi elimle koymuş gibi aşina. Hem âlimdim hem de cehl-i mürekkep. Hem bahtsızdım hem de mutlu. Kendimce nedenler buluyordum sonra onları kendim çürütüyordum. Hem her şey değişmişti Hem de her şey olduğu gibiydi. İşte araftaydım. Hem her şeydim Hem de hiç... "
Bazı şeylerin daha fazlasını değil, yeteri kadarını bilmek iyidir. Toprağa bir şey ekmedikten sonra, arazin istediği kadar geniş olsun ne fark eder ki..