Bir kimsenin sevebilmesi için uzun zamanın geçmesi ya da bu kimsenin uzun uzadıya düşünüp taşınıp bir seçim yapması
gerekmeyip o ilk ve tek bakışta belli ölçüde bir elverişliliğin ve uyumun karşılıklı olarak mevcut olması ya da günlük hayatta
"kanın ısınması " dediğimiz ve yıldızların belli bir etkisine bağlı olan şeyin gerçekleşmesi yeter.
Tıp fakültesini yeni bitirmiş hekimin biri Anadolu'nun bir
şehrine görevlendirilir. Henüz yerini yurdunu
ayarlayamadığı için indiği tren istasyonunun yanindaki bir eve misafir olur. Misafirperver bir karşılama ve ikramlardan sonra genç hekimin uykusu gelir. Ancak kimseden bir hareket göremeyince "Anneciğim, burada kaçta yatılıyor?"
diye sorar. Evin büyüğü olan kadın, "Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz," der.
Hekim merakına yenik düşerek, "Trenden tanıdığınız biri mi inecek?" diye sorar. Yaşlı teyze "Hayır, burası uzak bir yer.
Yabancı biri inebilir. Bu saatte ışık yanan bir ev bulamazsa, sokakta kalır . O yüzden bekliyoruz," diyince
genç hekim hücrelerine kadar sarsılır. Bu bir rivayet falan değil, Anadolu insanın içindeki potansiyel cevherdir.