Örneğin ağaçlardaki yaprakların ilkbaharda çarpıcı bir açık yeşile, yazın ışıl ışıl bir yeşile, sonbaharda sarı, turuncu ve kızılın zengin bir karışımına dönüştüğünü görebilir; kışınsa, dalları çıplak olsa bile ağacın bütün gücü ve güzelliğiyle nasıl ayakta kaldığını, içinde yaşamı na
sıl koruyup gözettiğini fark edebiliriz. Toprak Ana düşen yaprakları kucaklar ve onları parçalayarak, ağacın büyümeye devam etmesi için gerekli yeni besinler yaratır.
Birine ya da bir şeye âşık olduğumuz zaman kendimizle o insan ya da şey arasında hiçbir ayrım kalmaz. Onlar
için her şeyimizi vermek bize büyük bir sevinç ve doyum getirir. İşte dünyayı da bu şekilde görürsek, üzerinde attığımız adımlara daha çok dikkat ederiz.
Öyle yürüyebilmeliyiz ki, attığımız her adım, koştuğumuz o gereksiz yarışa bir son vermeli, şimdi ve burada
elimizin altında duran mucizelerle bağ kurmamızı sağlamalıdır.
Bazılarımız geleceğe mahkûm oluyorlar. Neler olacağı
nı bilmeden o kadar endişeleniyoruz ki, gelecek bir çeşit
hapishaneye dönüşüyor. Oysaki gelecek tek bir şeyden
yapılmıştır, o da şimdiki zaman. Başka neyden yapılmış
olabilir ki zaten? Kendimize iyi bir gelecek sağlamanın
tek yolu, şimdiki zamanı en iyi şekilde gözetmekten geçer. Yani geleceği, şimdiki zamanı gözeterek inşa edebiliriz. Şimdiki zamanla ilgili yapacaklarımıza farkındalıkla
nefes almak, alıp verdiğimiz nefeslerin keyfini çıkarmak
dahildir. Attığınız her adım sizi, yaratmakta olduğunuz
geleceğe ulaştırır. Yani huzur ve şefkat dolu bir gelecek
yaratmak sizin elinizde.
Nefes alırken kendi kendi-
me, “Hâlâ böyle yürüyebiliyor olmam ne harika,” diyorum. Bu farkındalık sayesinde, attığım her adımın keyfini
çıkarabiliyor, “Yaşıyorum!” diyebiliyorum. Farkındalık,
bedenimin yürüyebilecek kadar güçlü olduğunu görmemi ve bunun keyfini çıkarmamı söylüyo