Kucağında odun gibi tuttuğu bir yaşında bir bebek vardı ve bebeğin sol gözü yoktu. Gözün yerine iyice açılmış, incelmiş gözkapağının içinden sarı renkli, küçük bir elma büyüklüğünde bir top dışarı fırlamıştı. Çocuk acıyla bağırıp debeleniyor, annesi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ve elim ayağıma dolaşmıştı işte.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Önce bir şey anlamadım, ama sonra neredeyse hıçkıra hıçkıra ağlayacaktım : Kerpeten gerçekten de upuzun köklü dişi sökmüştü ama dişin ucunda bir de bembeyaz, pürtüklü, koca bir kemik parçası sallanıyordu.
Şirazlı Sadi'nin insanı nasıl tarif ettiğini not ettim defterime: "Yek katre-i hunest ve hezar endişe" yani "Bir damla kan ve bin endişe". İşte unutmayı başaramayan insanın trajedisi bu sözlerde gizliydi.