“Alp Aslan, kısa süre önce Anadolu'da, Malazgirt’te, Bizans İmparatorunu yenmiş, ordusunu perişan etmişti. Bütün camilerde onun zaferleri anlatılıyordu. Savaşırken nasıl bembeyaz bir kefene büründüğü, nasıl kokular süründüğü, atının kuyruğunu kendi eliyle nasıl bağladığı, Bizanslıların gönderdikleri Rus keşif erlerini ordugâhının yanı başında nasıl yakaladığı, burunlarını nasıl kestirdiği ama bunun yanı sıra İmparatoru nasıl serbest bıraktığı anlatılıyordu.”
Bilginlerin yazdıklarından geriye, yarın ne kalacak? Kendilerinden önce gelenleri karalamaları. Başkalarının kuramlarını nasıl yıktıkları belki anımsanacaktır ama kendi kurdukları kuramlar da başkaları tarafından yıkılacaktır,
-Ben, imanı Yargı korkusu, duası da secde etmek olanlardan değilim.
Nasıl mı dua ederim?
Güle bakarım, yıldızlara bakarım, yaratılışın güzelliğine hayran kalırım, Yaradan'ın en büyük, en güzel eseri olan insana, bilgiye açlık duyan beynine, sevgiye susamış olan yüreğine, duyularına, uyanışmış ya da doyuma ulaşmış tüm duyularına hayranlık duyarım.
Kim Senin Yasanı çiğnemedi ki, söyle?
Günahsız bir ömrün tadı ne ki, söyle?
Yaptığım kötülüğü, kötülükle ödetirsen Sen,
Sen ile ben arasında ne fark kalır ki, söyle?