“Şimdi Tairn de oyuna dâhil olduğuna göre diğer öğrenciler de onun bağ kurmaya istekli olduğunu biliyorlar...” Tanrılar aşkına, onun peşine düşeceklerdi. Minderde. Koridorlarda. Tam olarak denetleme şansım olmayan banyolarda. Kendimi zorlayarak başımı çevirdim ve aslında iç geçirme denebilecek bir nefes verdim.
“Demek o yüzden Tairn senin yanında kalmamı söyledi,” diye fısıldadı, sanki yaptıklarının sonuçlarını yeni yeni anla maya başlıyormuş gibi. “Bağ kuramamış olanlar yüzünden.”
“Bağ kuramamış olanlar, Tairn’in onlarla bağ kurmasını sağlamak umuduyla seni öldürmeye çalışacaklar.”
Garrick’in bize yaklaştığını görünce başımı iki yana salladım. Dün geceki görevden getirdiği haberler beklemek zorundaydı. “Bölükte onca kişi varken Tairn, SorrengaiTle bağ kurmak zorunda mıydı?”Hayatım çok daha karmaşık bir hâle gelmek üzereydi.
“Niyetini sorgula istersen,” dedi Sgaeyl.
“Yo, hayır. Başımın omuzlarımın üstünde kalmasını tercih ederim.” Tairn huysuz pisliğin tekiydi. “Tairn Kıta’daki en güçlü ejderhalardan biri ve yönlendirdiği muazzam güç senin olmak üzere. Önümüzdeki birkaç ay boyunca, bağ kurmamış olanlar, yeni bağ kurmuş binicileri henüz bu bağ zayıfken, ejderhanın fikrini değiştirip onları seçme şansı hâlâ varken öldürmeye çalı şırlar, böylece bir sene boyunca beklememiş olurlar. Peki ya söz konusu Tairn olunca? Hemen hemen her şeyi göze alırlar.” Bu sefer gerçekten iç geçirdim. “Şu anda kırk bir tane bağ kurmamış binicinin bir numaralı hedefisin.” Bir parmağımı kaldırdım.
“Ve Tairn de beni senin koruyacağını düşünüyor, öyle mi?” Alaycı alaycı gülümsedi. “Bana ne kadar gıcık olduğunu pek bilmiyor tabii.”
“Ona ne kadar gıcık olduğunu tam olarak biliyor ve ona ne kadar uzun süre baktığını da...”
“Eğer susmazsan bundan sonraki bütün soğuk hava görevleri için gönüllü
Bakışlarımı Aetos’tan, Sorrengail’in irileşmiş ela gözlerinden ve cildinin üstündeki yara izlerinden ayırmıyordum. Dikkatimin kesinlikle o kıvrımlarda gezinmesine izin...
Siktir, bu kız dikkatimi dağıtıyordu. Bunu göze alamazdım ama lanet hayatımın geri kalanı boyunca onunla bir arada ol mak zorundaydım artık. Ve şu an, ondan uzaklaşmama neden olan öfke dolu bakışlar yerine, ay ışığı altında maviden ziyade sarıya çalan gözlerinde korku vardı.
İkinci Takım’dan birkaç adım uzaklaşınca bana yetişen Garrick, dudaklarında hınzır bir gülümsemeyle, “Birinci sınıf larla antrenman yapma havasında mısın?” diye sordu. “Yoksa sadece o birinci sınıfla mı?”
“Bazen bu kadar iyi bir gözlemci olmandan nefret ediyorum.”
“Ona nasıl baktığını görmemek için kör olmak gerek,” dedi sesini alçaltarak.
Pençe Bölümü’nde ilginç bir müsabaka görerek, “Onu öl dürmek istiyor gibi mi?” dedim.
“Ya da bece-”
“İnsanlara vurma havamdayken sakın o cümleyi tamam lama.” İkimiz de birbirimize çok ağır hasar vermemeye niyetli olduğumuzdan harika antrenman eşleriydik fakat şu an, benden
iri olmasına rağmen en yakın arkadaşıma gerçekten ciddi bir zarar vermek istiyordum.
“Ah, lütfen yap?” Elini kalbinin üstüne koydu ve sırıttı. “O büyük, kuvvetli ellerinle bana göstersen ne güzel...”
Omzuna öyle sert vurdum ki yana doğru savruldu ve Pençe Bölümüne doğru yürümeye devam etti. Konu Sorrengail olunca ne kadar uzak olsa o kadar iyiydi.