"Çok iyi tanıdığımızı sandığımız ama haklarında hiçbir şey bilmediğimiz insanlarla beraberiz."
Herkese merhaba,
bugün sizlerle Suflör kitabının incelemesiyle geldim. Aslında bu kitabı çok beğeneceğime o kadar emindim ki… fakat finali okuduktan sonra kendimi resmen aldatılmış gibi hissettim. Benim için ciddi bir hayal kırıklığı oldu.
Kitap hakkındaki yorumlarıma geçmeden önce, kısaca konusundan bahsetmek istiyorum.
Hikâye, yaşları 9 ile 13 arasında olan Debby, Anneke, Sabine, Melissa ve Caroline adlı beş kızın bir hafta içinde kaçırılmasıyla başlıyor. Kısa bir süre sonra polis, bu kızlara ait olduğu anlaşılan bir “kol mezarlığı” buluyor. Ancak mezarda altı sol kol bulunuyor. Kaçırılan kız sayısı beş, altıncı kol kime aitti?
Ve en önemli soru: Altıncı kız hâlâ hayatta mı?
Bu soruların cevabını bulmak için Mila, kriminolog Goran ve ekibine (Sarah, Boris ve Stern) katılır. Yapılan incelemeler sonucunda altıncı kızın hayatta olduğu anlaşılır; ancak ne kadar zamanı kaldığı bilinmemektedir. Bu durum polis ekibini daha da büyük bir telaşa sürükler.
Kitabın ilk sayfalarında açıkçası bırakmayı bile düşündüm. Yazar, gereksiz detaylarla okuyucuyu biraz boğuyor. Ancak birkaç bölüm sonra hikâye akmaya başlıyor ve ben de “sonu ne olacak?” diye merak etmeye başladım. Kaçırılan kızların cesetleri birer birer bulunurken, her olay yeri yeni bir gizemi beraberinde getiriyor. Beş ceset, beş farklı sır… Son ana kadar her şeyin nasıl birleşeceğini merak ettim.
Ancak bazı gizemler o kadar kolay tahmin edilebilirdi ki, bu durum gerilimi ciddi şekilde düşürdü. Ve kızların cesetleri bulundukça olayların çözülme şekli giderek ciddiyetini kaybetti. Özellikle medyum rahibe detayı qjqnsndndkd bence çok saçmaydı. Bu arada, Goran katili zihninde bir obje hâline getirebilmek için ona “Albert”