Akşamına Berlin'de, bir okuma etkinliğimiz var. İnsanlar benimle tanışmaya, beni dinlemeye, bana sorular sormaya gelecekler. Kitaplarım hakkında, hayatım hakkında, yazarlık serüvenim hakkında. Soruya cevabım şöyle: Yazdığınız şeye inancınızı asla yitirmeden, sabır ve kararlılıkla yazarak yazar olunur.
"Sana bir sır vereyim mi?"
"Ne sırrı?"
"Doğumunla ilgili sırrı."
"Doğumumla ilgili hiçbir sır yok."
"Olmaz mı? Kimseye söylemeyeceğine yemin edersen söylerim ancak."
"Yemin ederim."
"Söylüyorum o zaman: Sen evlatlıksın. Bizim ailemizden değilsin. Seni bir tarlada, terk edilmiş halde çırılçıplak buldular."
Tila, "Hiç de bile," diyor.
"Annemle babam sana bunu ileride, büyüdüğünde söyleyecek. Bir bilsen nasıl da acımıştık sana, çırılçıplaktın, öylesine cılızdın ki."
Tila ağlamaya başlıyor. Onu kollarıma alıyorum.
"Ağlama. Öz kardeşim olsan ancak bu kadar sevebilirdim seni."