Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir... Şimdi anlıyorum ki değilmiş... Yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lazımmış... Daha fenası gizli cereyanlar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş... Tâ kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar...
Acımak... Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir...
“Kitap 2 bölümden oluşuyor ve bir sürü alt başlık var. İlk bölüm tamamen ‘iyi düşün, iyi olsun’ ana fikri üzerine kurulmuştu ve bana çok sıkıcı geldi. Herkesin bildiği şeyler, alakasız örneklerle anlatılmış. Bu yüzden ilk bölümü beğenmedim. Diğer bölüm ise biraz daha iyiydi; daha farklı konulara değinilmişti ve daha akıcıydı. Genel olarak kitap kendini çok tekrar ediyor ve dili inanılmaz basit. Bu yüzden çok da beğenemedim.”