Soren

Soren
@NotAvailable
cismi fikrine yetişemeyen biriyim maalesef
özgüveni düşük bireyler, kendi dünya görüşlerinden güç aldıkları ve onlarla kendilerini güvende hissettikleri için karşı tarafı dinleyip düşüncelerinin etkilenmesine izin vermezler. Onun için, dinlemek yerine kendi görüşlerini dikte etmeye çalışırlar. Ancak o zaman kendilerini güvende hissederler.
Sayfa 97
Alıntı
Reklam
Özgüveni düşük bir insanın, ait olduğu bir grubu (takım gibi) eleştirirseniz, onun güç bulduğu temeli eleştirmiş olursunuz. O da kırılgan hisseder. Düşüncenizi reddeder ve size saldınr. Hatta ve hatta radikal gruplarda olduğu gibi sizi öldürür. Özgüveni düşük olanlar, sahip oldukları hiçbir görüşün eleştirilmesine izin vermezler. Onlar da aslında takımlarını değil, kendi benliklerini korumak için saldırganlaşırlar. Görüşleri yanlış çıkarsa, kimliklerinin dayanakları da sarsılmış olacaktır, bunu riske atmazlar. Ama özgüveni yüksek olanlar, güçlerini dışarıdan değil, özlerinden aldıklan için görüşlerinin eleştirilmesine izin verirler. Belirsizlikten ve bilinmezlikten korkmazlar, çünkü oradan bir tehdit gelse de bununla baş edebileceklerini bilirler. Görüşleri yanlış çıkarsa, kimliklerinin sarsılmayacağını bildikleri için öğrenmeye ve keşfetmeye açıktırlar. Kısacası, özgüveni düşük insanların görüşleri, kimliklerinin temeli olduğu için görüşlerine dogmatik bağlıdırlar: özgüveni yüksek insanların görüşleri kimliklerinin dışında olduğu için görüşlerini her zaman değiştirmeye hazırdırlar. Bundan dolayı da soru sorup keşfetmekten korkmazlar.
Sayfa 45
Alıntı
Yani özgüveni düşük insanlar, iyi hissetmek için bir gruba körü körüne bağlanıyor. (Her insan ait hissetmek ister ama özgüveni düşük kişi grubunu sorgulamaya açmaz.) ... Kısacası: özgüveni yüksek olan kişi, güvenini özünden alır, dış kaynaklardan değil.
Sayfa 44
Alıntı
Gelişen teknoloji ve olanaklar sayesinde bir kimse kendisinden beklenenin çok daha fazlasına erişebilir, bu da onun fiziksel çevresinden çok daha farklı bir içsel, zihinsel donanıma sahip olmasına yol açar. Bu durumda kişiler çevrelerinden çok farklı olduklarından iletişim, etkileşim kuracak insanlara erişmekte güçlük çekerler. Bireyleşmenin arttığı günümüzde yalnızlık hissinin geçmiş yüzyıllara oranla çok daha fazla insanda, çok daha derinden hissedilmesinin bir sebebi de bu olsa gerek. Geçmiş yıllarda toplumsal sınıf ve grupları düşünürsek nitelik ve niceliğine bakılmaksızın herkesin üç aşağı beş yukarı kendi gibilerle bir arada yaşadığı bu yüzden pek de yalnız hissetmediğini tahmin etmek zor değil. Şimdiyse hemen her yerde aynı konumda çok farklı içsel, zihinsel donanımlara sahip insanlarla karşılaşıyoruz. Alanına bile doğru dürüst hakim olmayan bir profesörün karşısında bir çok alanda muazzam yetkinlik ve beceriye sahip bir öğrenciyi görmek pekâlâ mümkün şimdi.
Duygu ve Düşünce