"Hayatımda hiç evlenmedim, evlenmeye niyetim de yok. Aşk iyi güzel de, dostluk çok daha yüce bir şey. Doğrusunu isterseniz, bence bu dünyada vefalı Bir dost kadar soylu ve az bulunan bir şey yoktur."
Ve Bülbül dikene daha da yaslandı, diken kalbine girdi, keskin bir acı kapladı içini. Keskin, çok keskindi acı, yananıllaştıkça yabanıllaştı Bülbül'ün şarkısı, çünkü Ölüm'ün kusursuzlaştırdığı Aşk'ın şarkısını söylüyordu, mezara girdiğinde ölmeyen Aşk'ın.
"Bülbülde biçim var," dedi kendi kendine, koruluğun içinden yürüyüp giderken,"orası inkar edilemez; ama duygu var mı? Korkarım hayır. Aslında o da bütün sanatçılar gibi; baştan aşağı içtenliksiz üslup. Kendini başkaları uğruna feda etmez. Tek düşündüğü şey müzik ve herkes bilir ki sanat beceridir. Gene de, sesinde güzel notalar gizli olduğunu itiraf etmek gerek. Ama o notaların bir anlam taşımamaları ne yazık; ya da pratik bir işe yaramamaları!"
"Mutlu ol; kırmızı gülüne kavuşacaksın. Onu geceleyin ay ışığından yapacağım ve kendi kalbimin kanıyla boyayacağım. Senden bunun karşılığında sadece aşkına sadık olmanı istiyorum, çünkü Aşk, en bilge felsefeden daha bilge, en güçlü Güç'ten daha güçlüdür. Alev rengidir kanatları, Alev rengidir bedeni. Dudakları bal kadar tatlı, nefesi tütsü gibidir."
"Ölüm, kırmızı bir gül için çok yüksek bir bedel yaşamsa herkes için değerli...
Ama Aşk, Hayat'tan daha değerlidir ve bir insanın kalbinin yanında bir kuşun kalbi nedir ki?"