Yün örüyor kadınlar, özel bir şey yapmadan, Arketipler arasında dolaşıyorlar.
Meryem-mavisiyle örtüyor onları alacakaranlık, Sazla, kamışla bastırıp öğütürken Yıldızı, hüzünlü, bilge adamları Kış değirmeni çok uzaklarda
Yadsınamaz güzellikleri: yarım istiridye kabuğu Üzerinde duran, güzellikte Venüs gibi iddialı, Sarı saçlarını şalla ve deniz meltemlerinin Tuzlu tülbentiyle örtmüş, çan biçimindeki Giysileri içinde kadınlar.
Ay ya da bulut kadar dingin bir yüz Salınıyor her şişkin karnın üzerinde.
Düşünceye dalıyorlar
Gözden Irak bir yerde yatıyorum beş gündür.
Delinmiş bir varil gibi, yatağımın içine akıyor yıllar. Evimde olduğumu düşünüyor en iyi arkadaşım bile.
Kökleri yok derinin, şıpınişi soyuluyor kağıt gibi.
Dikişlerim zorlanıyor sırıttığımda. Geçmişe gidiyorum
yirmi yaşındayım,
Uzun eteklerimle uzanmış ilk kocamın kanepesinde
düşünüyorum
Kumru gibi, ölü fino köpeğinin tüylerine gömülmüş
parmaklarım;
Bir kedim yok hala.
Her şeyi değiştirdiler. Çıplak yolculuk ettim, Kleopatra gibi İyice kaynatılmış hastane gömleğimin içinde. Ağrı kesicilerle köpürmüş ve acayip komik, Bekleme odasına götürdüler apar topar,
sevecenlikle elimi tuttu
Kibar bir adam orada. Parmaklarımın arasında
değerli bir şey kayıp gidiyormuş
Duygusu verdi bana. Karatahtadaki Tebeşiri siler gibi sildi beni karanlık, ikiye kadar saymadan... Hiçbir şey anımsamıyorum