İdeal kadın olmak, bitmeyen bir yetme hâli gibi. Çoğu zaman her şeye yetişmesi bekleniyor; yetişemediği anlar ise yorgunluk değil, kişisel bir eksiklik gibi görülüyor. Duygusal yük de bu beklentinin doğal bir uzantısı olarak, kadının seçimiyle değil ondan beklenen sessiz uyumla şekilleniyor. Ortamı toparlama, duyguları yumuşatma ve dengeyi koruma görevi sorgulanmadan ona bırakılıyor. Hem çok güzel hem de dikkat çekmemesi gerekiyor.Güçlü olması isteniyor ama yumuşak kalması da bekleniyor; fedakârlık doğal sayılırken sınır koymak rahatsızlık yaratıyor. Pek çok sorumluluk açıkça talep edilmiyor; suçluluk duygusu üzerinden, “sen daha iyi idare edersin” düşüncesiyle kabul ettiriliyor. Zamanla ideal olmaya çalışmanın bedeli ortaya çıkıyor: Kadın, başkalarına yetmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarını ve sınırlarını geri plana itiyor, en sonunda da kendisini nerede bıraktığını fark etmekte zorlanıyor.