Aşkın bir ölüm oyunu olduğunu öğrenmeme ne gerek vardı? Bir koza içinde kendini uzun zaman hapseden ve ölümünden az önce kanatlanan bir tırtıl gibi benim de yaşamım sonuna mı yaklaştı? Ne olursa olsun, gözkapaklarım anıların tatlı yorgunluğu ile kapanırken, bir gün uçmuş olduğumu hatırlayabileceğim için sana minnettarım. Kısa bir uçuş için, uzun zaman karanlığa alışmak gerektiğini öğrendiğime de memnunum. Artık anlıyorum ki, biz burada sürekli bir hazırlık içindeyiz. Böyle bir hazırlığımız olmasaydı, doğmaya ve ölmeye nasıl rıza gösterirdik?
Ben istibdat karanlığıyle boğulmuş bir kandan gelme, Genel Savaş yıllarının silindiriyle ezilmiş, mısır çorbası ve süpürge tohumu lapası ile beslenmiş manevi bir çöküntü ile, güneş aydınlığını bile karartan bir kuşkuya düşmüş, acınacak bir kuşaktandım.
....kasabasının kiremitsiz evleri, otsuz ve ağaçsız bir kayalık üzerindeki harap kalesi arkamda tozlu bir hararet içinde erirken, dünyanın bütün yaşama istekleri içime dolmuştu. Kılıfını terk eden bir yılan kadar kendimi taze buluyordum
....Bu benzetişi beğenmeyebilirsiniz. Ama şunu hemen hatırlatayım ki ben sürüngenler topluluğundan bir adamım...
Büyük bir şehirde kendini yitirmek isteyen insan, belli bir semt içinde kalmasını bilmeliydi. Ancak böyle bir güven içinde, bir iç yaşamın dünyası kurulabilirdi. Örümcekler ağlarını neden bir köşeye dokurlar? Hangi bozkır salyangozu kabuksuz olur?