Demokrat bir ülkede bir noktaya kadar herkes eşittir; ondan sonra her insan özgür iradesiyle kendini geliştirmekte serbesttir. Benim yegâne arzum, çocuklarımın yüz akıyla kendilerini geliştirmek için gayret göstermeleri. Dış görünüşlerinin hiç önemi yok. Kibar ya da görgüsüz davranışlar beni yanıltmaz. Asıl ilgilendiğim, her davranışın altında gerçekte neyin gizlendiğidir. Eğer insanlıktan nasibini almışsa, eğer bir yüreği varsa, dürüst ve onurluysa, kendinden küçüklere de, büyüklere de saygıda kusur etmiyorsa, çocuklarım zengin ya da yoksulmuş, parlak ya da donukmuş, dâhi ya da budalaymış, benim için hiç önemi yok. Sınıfımdaki çocuklar insansa eğer, onların birbirinin tıpatıp benzeri bir insanlık sergilemelerini istemem. Fırsatçı olmadıkça, birbirlerinden ne bakımlardan ayrıldıkları benim için fark etmez. Ben çocuklarımın her birinin kendisi olmasını isterim. Sırf beni memnun etmek ya da işimi kolaylaştırmak için bir başkasını taklit etmenizi istemem. Bir zaman sonra kusursuz küçük hanımlar ve küçük beylerle dolu bir sınıf sıkar beni. Ben çocuklarımın insan olmalarını isterim. Her biri ayrı, her biri özel, her biri tüm ötekilerden hoş ve heyecan verici bir farklılığa sahip...
Aşkın bir ölüm oyunu olduğunu öğrenmeme ne gerek vardı? Bir koza içinde kendini uzun zaman hapseden ve ölümünden az önce kanatlanan bir tırtıl gibi benim de yaşamım sonuna mı yaklaştı? Ne olursa olsun, gözkapaklarım anıların tatlı yorgunluğu ile kapanırken, bir gün uçmuş olduğumu hatırlayabileceğim için sana minnettarım. Kısa bir uçuş için, uzun zaman karanlığa alışmak gerektiğini öğrendiğime de memnunum. Artık anlıyorum ki, biz burada sürekli bir hazırlık içindeyiz. Böyle bir hazırlığımız olmasaydı, doğmaya ve ölmeye nasıl rıza gösterirdik?
Ben istibdat karanlığıyle boğulmuş bir kandan gelme, Genel Savaş yıllarının silindiriyle ezilmiş, mısır çorbası ve süpürge tohumu lapası ile beslenmiş manevi bir çöküntü ile, güneş aydınlığını bile karartan bir kuşkuya düşmüş, acınacak bir kuşaktandım.