"Kadının işçi olarak çalıştığı iktisadi teşekkül aile olduğu için ve üretim teşekkülünün idarecisi, patronu erkek olduğu için, kadın erkeğe nisbetle aşağı mevkidedir, ona tabidir."
Meclise girdikleri ilk dönemde son derece çekingen, neredeyse oradaki varlıklarından dolayı özür diler bir tutum ve ruh hali içinde olmalarına karşılık, 1960 sonrasında kadın temsilciler artık çok daha atak ve cesurdur.
Ataerkil ideoloji, daha ilk şekillenmeye başladığı andan itibaren, erkeği rasyonellik (akıl/zihin), uygarlık ve kültür ile; buna karşılık kadını irrasyonellik, doğa ve duygusallık ile özdeşleştirir.
Yunan mitolojisinin, insan-kadınları cinsel ilişkiye zorlayan erkek tanrılarla dolu olması rastlantı değildir; bu "tanrısal tecavüz", var olan toplumda erkek denetiminin özellikle tecavüz eylemi ve pragmatiği dolayımıyla kurulması olgusunun "tanrısal toplum"a projeksiyonu olarak yorumlanabilir. Kadının doğa ile, özellikle de doğanın karanlık yönüyle ilişkilendirilmesi, yalnızca Antik Yunan'a özgü değil, uygarlığın başından beri var olan bir olgudur. Uygarlığın beşiği sayılan eski Mezopotamya'nın dişi cadıları, Mezopotamya'nın uygarlık idealinin anti tezi olarak kurgulanıyor ve bu nedenle steple, dağlarla ve yeraltı dünyası ile ilişkilendiriliyorlardı; bunların tümü de "uygar" Mezopotamyalıların toplumsal denetimi dışında olan yerlerdi.