Tehlike durumunda sinmek işlevsel görünse de ancak kısa vadede işe yarıyor, uzun vadede ise kurtuluşu imkansız hale getiriyor. Örneğin zorbalığa maruz kalanlar korkularına yenilip karşı durmazlarsa zorbalığın hem şiddeti artıyor hem zorbaların sayısı.
Korku endişeyi arttırıyor, kişiyi paralize ediyor, istemediği durumları ses çıkaramadan kabul etmesine sebep oluyor. Depresyon bu değiştirilemeyen, bir anlamda çaresizce baş eğilen kötü koşuldan çıkamama hissinin sonuçlarından.
Duygu düzenleme becerisinin yetersizliği, kişinin kaçabildiği konu ve ortamlardan uzak dururken, kaçamadıklarında kontrolsüz bir tepki göstermesine yol açar. Kaygılı kişinin korku hissettiğinde öfke göstermesi de en çok tanıdık insanlarla, kendini rahat hissettiği ortamlarda olur. Ev dışındaki hayatını yanlış bir şey yapacağım tedirginliği ile kurallara harfiyen uyarak geçiren bir kişinin aile içindeki meselelerde sinirini kontrol edememesi bundandır.
Büyümekle yetişmek, çocuk büyütmekle çocuk yetiştirmek arasındaki fark gibidir hayatta kalmakla yaşamanın farkı. Büyümek ve büyütmek biyolojiktir, hayatta kalmak biyolojiktir. Biraz besin, biraz hava, su ile tehlikesiz bir ortamda tüm canlılar hayatta kalıp büyüyebilir. Yetişmek, yetiştirmek, yaşamak, bunlar asgari ihtiyaçların karşılanmasından daha öte bir hareket, daha canlı bir istek gerektirir. Büyümekten öte yetişmek, hayatta kalmaktan öte yaşamak. Büyütmekten öte yetiştirmek. Ve hayatta kalmasını sağlamaktan öte yaşaması için cesaretlendirmek.