Doğrusu şu ki, ruhum bomboş kalmıştı. Gözlerimin yaşarmaması için kendimi zorluyordum.
Adam'ın sesi içimde usulca dedi ki:
"Güneşe bak Zezé, güneşi uyandıralım."
Maurice’in parmakları üstümü iliklemeye başladı. O an, keşke hiç büyümesem, diye yakıcı bir arzu yükseldi içimde. Maurice yüreğime yakın olsun, pijamamın da iki yüz seksen iki bin düğmesi olsun.
Benim derdim, ömrümde görmediğim bu şefkatin bir anını bile kaçırmamaktı. Yarım saatçik daha bu halde kalabilmek için yüz elli bademcik ameliyatına bile gık demeden katlanırdım.